İrade ile gelen sağlık

2002 Kış mevsimi, Ankara. Vatani görevimin usta birliğini tamamlamak üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın revirinde diyetisyen olarak hizmete başlamıştım. Üniversite mezunu olmamda çok büyük desteğini gördüğüm, bölümümüzün saygıdeğer öğretim üyesi Tanju Besler’in 2 sene öncesinde askerlik yaptığı revirde, aynı komuta kademesinin emrinde vatani görevimi sürdürmenin tarifi mümkün olmayan onurunu yaşıyordum.

Yakın bir geçmişte, beslenme biliminin öneminin değerli bir öğretim üyesi tarafından çok iyi vurguladığı bir karargahta, kendimi iyi bir mirasa konmuş gibi hissediyordum. Mesleki hayatımdaki ilk deneyimim olacaktı. Bayrak yarışı gibi düşündüğüm bu süreçte bana emanet edilen koltuğun hakkını vermek, aldığım eğitim ve öğretimi en güzel şekilde yansıtmak ve danışanlarıma iyi bir örnek olmayı hedefliyordum. İlk günlerde “diyetisyen bir asteğmen gelmiş, vücut yağı ölçümü falan yapıyormuş. Hadi 5 dakika uğrayıp bi’ ölçüm yaptıralım” diye gelenler oluyordu. Daha çok yorulmak pahasına; beslenmenin önemi, yeterli ve dengeli beslenmenin püf noktaları gibi konularda eğitim almayan danışanlara vücut bileşim analizi (vücut yağı ölçümü) yapmama kararı almıştım. İlerleyen dönemlerde ise tavsiye üzerine gelen sayısız danışanım oldu. Sunulan bilgilerin faydasını görüp yakın çevresine metheden kitle her geçen gün genişliyordu. Çok sayıda yüksek rütbeli komutanın görev aldığı önemli bir karargahta yüzlerce danışanım olmuştu.

Öğle ve akşam yemeklerini TSK bünyesindeki sivil memurlar ve komutanlar ile aynı restoranda yiyordum. Tarafımdan eğitim almış danışanlar, “acaba kendisi de bize anlattığı doğrultuda mı besleniyor?” sorusuna yanıt arar şekilde yemek tepsime bakarak, seçtiğim yemekleri sürekli olarak kontrol ediyordu. Ne yalan söyleyeyim, bir diyetisyen olmama rağmen bazen adını bile duymadığım eşsiz güzellikte yemeklerle karşılaşıyordum. Birbirinden değerli çok sayıda generalin yer aldığı bir komutanlık olduğu için, mutfağında da Türkiye’nin önde gelen otel ve restoranlarında çalışan mutfak personeli yer almaktaydı. Gerek kendi sağlığım gerekse çevremdeki insanlara iyi bir örnek olmak için “aşure ve profiterol dışında tatlı yemeyeceğim!” diye bir karar almıştım. İrademi devreye sokmak durumundaydım. Çünkü aramıza yeni katılan, terfi alan, doğum günü kutlayan, iznini memleketinde geçirip dönüşte yöresel ürünler getiren ve teskere alan arkadaşların sundukları besinleri geri çevirmeyerek yiyecek olsaydım kesinlikle şişmanlardım. Ben ise başladığım vücut ağırlığı ile askerliğimi sonlandırdım.

Öğrenci iken yaşadığım evde konaklıyor, düzenli olarak her sabah light süt, haşlanmış yumurta, light peynir, light zeytin, esmer ekmek ve söğüş salata içeren bir kahvaltı ile güne başlıyor; nizamiyeye yürüyerek gidip geliyordum. Askerliğim boyunca hiçbir gün pastane ürünleri ile kahvaltı yapmadım. Halbuki diğer asteğmen arkadaşlarım benim evime yakın bir misafirhanede konaklıyor, ulaşım konusunda her gün servis araçlarını kullanıyor ve sürekli olarak karargah girişinde bulunan pastanemizden satın aldıkları mis gibi kokan açma, poğaça veya simit ile kahvaltılarını yapıyorlardı. Askerlik sürecimde gözlemlediğim en güzel deneyimlerden biri; bahsi geçen arkadaşlarımın kan biyokimya sonuçları ilerleyen zamanla birlikte kötüye doğru giderken, kendi kan tahlillerimde sonuçların daha da iyiye doğru gittiğini görüyordum. Elbette genetik, sigara ve alkol gibi faktörlerden bağımsız hareket ederek yorum yapmak çok doğru değil. Ancak beslenme, fiziksel aktivite ve yaşam tarzının önemini de göz ardı edemem. Çünkü aradan bunca zaman geçmesine rağmen halen görüştüğüm arkadaşlarımın maalesef pek çoğunun obez olduğuna tanık oldum. Bizim mesleğimizin en acı tarafı; çok sevdiğiniz, saydığınız birinin diyetisyene çok ihtiyacı olsa da, kişi gerçekten istemeden asla yardımımız dokunamıyor.


Muğla Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!