İLİŞKİLERDE SADECE SEVİYORUM DEMEK İŞİN KOLAYINA KAÇMAKTIR.

Bir çift olmak demek yeniden yazmak demektir. Yeni bir öykü yaratmak, yazmak demektir. Çift olmak, evlenmek yazmak demektir. Geçmiş öykülerimizden etkilenerek, eski öykümüzü de içine alcak şekilde yeni bir tasarım demektir. Geçmişteki tek tek öykülerden, birlikteliğin öyküsünü yazmak demektir. Ama bu sefer iki kişinin hatta üç kişinin öyküsüdür. Geçmiş bireysel öykülere eklemek, bazılarını, hoşlanmadıklarımızı çıkarmak, tatmin olmayanı tekrar dile getirmek ve rahatsız edenleri, rahatlamış hale getirmeyi, göze batanları şirin gösterme umuduyla yazmak demektir. Yani çift olmak 'sıfırdan' başlamak demek değildir. Aksine sıfırlanmamış olanları tekrar yazmak, şekillendirmektir. Evlilikte asıl hayal kırıklığı yaratan ise 'sıfırdan' başlamayı umut etmektir. Diğer hayal kırıklığı ise ilişkileri, çift olmayı güvenilecek liman olarak görme düşüncesidir ve onun koruyucu güdümünü arzulamaktır. Çift olmanın güvenliği düşüncesi bireylerin çocuksu ve naif isteklerinden öteye gidemez. Oysaki çocuklar riski risk olduğu için değil istekleri doğrultusunda alırlar. Oysaki yetişkinler riskin ne olduğunu bilirler. Bu yüzden çift olma kararı aynı zamanda riskin ne olduğunu bilerek ilişkinin risklerini de göze alabilmeyi bilme olgunluğu ile başlar. İlişkilerde hayalkırıklıkları, tatminsizlik, beklentilerin karşılanmayışı, sadakatsizlik, geçmiş ve güncel ihtiyaçların oburluğu, arzuların taşkınlığı gibi yoğun duygular da bu risklerdir.

İlişkilerde seviyorum ve seviliyorum ifadeleri bu olgunca cesaret için yeterli değildir. "Seviyorum"un yanında "her türlü riski göze alabiliyorum" diyebilmeyi başarmak önemlidir. İlişkilere genelde pembe ve tonlarından bakarız ve sadece bu renkleri görmeyi ister, umut ederiz. Oysa ki ilişkiler yol aldıkça karşımıza, ilişkimizin içine daha koyu renkler hakim olmaya başlayabilir ya da bu renklerde açık ve tatlı renkleri üstünü örtercesine sahneye çıkarlar ve canımızı sıkarlar. İlişkilerin içerisinde bu renklerin de varlığını kabul edebilmek onları da o tabloyla bütünleştirebilmeyi bilmek riski göze alabilmenin ta kendisi, cesaretin sembolüdür.

İlişkilerde sadece seviyorum demek aslında çabadan uzak tutar insanı, ilişkide çabalamak ise zorlamaktır. Zorlamak zorlanmayı içine alır ve arzu ve şehveti dışarıya fırlatır. Zorlamak yürümeyeni yürütmekten ibaretttir. Zorlayıcılıkta değil zevk de almaya başladığımızda şehvet, arzu buna eşlik eder ve bu döllenmeden de sevgi doğar.

Evlilik gerçekten tanımadığımız biriyle olmak mıdır? Yoksa zaten zihinlerimizde var olan aşina olanların uzantıları mıdır? İnsanlar tanımadıkları birisiyle birlikte olmazlar, onlara bir şeyler vermek ve onlardan bir şeyler almak istemezler. Çift olmayı ve sonrasında evliliği başlatan aşina olunan kişi, kişiler, durumlar, ortamlardır. Bu durum hem kolay hem de zordur. Kolay olması; tanıdık olanla yabancılık yaşanmaz. Zor olması ise; aşina olunanla, geçmişte gerçekten var olanı örtüştürmeye ya da ayrıştırmaya çalışmaktır. Benzer olanı farklılaştırmak için üzerinde işlem yapmak değiştirmeyi ve mütecaviz bir tutumu gerektirir.

Birlikte yaşlanacağınız ve birlikte öleceğimiz kişiyi bulmak demek, geçmişte yaşlanmayı, yıllanmış olanı ve bu yüzden de gizlenmiş olanla tekrar yaşlanma fırsatını yakalama şansı yaratmak arzusuyla ilgilidir.

Evlilik bir yazarlık deneyimidir. Baştan bir hikaye yazabilme sabrını, cesaretini ve ne yazacağını biliyor olma bilincine sahip olmayı, yazmaman gerektiğini bildiğin halde yazabilme yürekliği gösterebilmeyi, bu konuda titizlenmeyi, yeri geldiğinice titizliğin yerine özgürce düşünebilmeyi ve düşündüklerini yazabilmenin aldığı, tahammülün en üst sınırda yaşandığı ve bir eser yaratabilmenin sorumluluğunda olmayı ve bu konuda bütün eleştrileri sindirebilmeyi ve aynı azimle cevaplandırbilme cesaretine sahip olmaktır.

İişkilerde güveni ararız ve onu yaşantılayabilmeyi isteriz. Güveni bulmak demek, güvenden ne algıladığımıza karar vermekten geçmektedir. Sizin güveniniz karşınızdakinin güveni mi? Yoksa güven karmaşası mı yaşıyorsunuz? Sizin güven dediğiniz güvensizlikleriniz mi? Güvenemedikleriniz mi? Güvenmek istemedikleriniz mi? Güven sizin içiniz ise dışarıdakinin sizin içiniz için yapacak bir şeyi, var mıdır?

Yoksa güven dediğiniz sadakat mi? Sadakatsizlik insanın kendisine daima sadık olmasının ürünüdür. Siz kendinize karşınızdakinden daha mı sadıksınız?

Kıskançlık, güvensizlik mi yoksa dışarıda bırakılma korkusu mudur? Muhtemel bir üçüncüye katlanamama. Muhtemel üçüncü, bir zamanlar birlikte yaşanılanan üçüncüyü hatırlatır, çağrıştırır, bastırılan düşüncelerin nesnesi üçüncüyü. O halde aslında ilişkiler iki kişi değil, ikili değil, üçlü hatta dörtlü olandır. Diğer çift geçmişte kaldığı zannedilen ama etkisinden kurtulamadıklarımızdır.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!