Analitik kuramcılardan Erik Erikson’ a göre temel güven duygusu 0-1 yaş arasında oluşmaktadır (4). Japon kültürüne göre ise çocuk doğmadan önce yaşantılar geçirmekte, yaş almaya başlamakta ve doğduğu an itibariyle de bir yaşında sayılmaktadır (5). Görüldüğü üzere kültürel anlayışlar ve kuramsal temeller var olmanın, ilk anlarını ve bu anların önemini hatırlatmaktadır. Ancak; günümüzde varlığın ilk an’ı - doğum anı - gözden kaçırılabiliyor.

Güven duygusu, hem duygu olarak güvenebilmeyi hem de sağlıklı bağlanma gerçekleştirebilmeyi ifade etmekte olup, yeni doğanın tüm ihtiyaçlarını annenin karşılaması ve huzur ortamını oluşturmasıyla şekillenir. Ancak, bu duygunun en derininde tutarlılık önemlidir ve ihtiyaçları düzenli olarak karşılanmayan bebek geleceğe dönük olarak kaygıya kapılır. Bu ihtiyaçlar beslenme, şefkat, uyku vb. şekildedir.

Varoluşcu yaklaşıma göre doğum, insanın ilk ölümüdür ve doğum anında rahimden başka bir dünyaya gelen bebek, an itibariyle şaşkınlık içerisindedir. İlk an, bebeğin dünya hakkındaki görüşlerinin oluştuğu, koşullar hakkında fikir edindiği zamandır. İnsan, doğası gereği tutarlı olan kişi ya da kişilere güvenme eğilimindedir. Bakım sürecinde önerilen anne tutumunun “tutarlı” olmasının bu anda, doğumda da sergilenmesi önemlidir. Ancak; ameliyathane sıcaklığının düşük olması, gebe sayısının fazlalığı, alışılmış mesleki deneyimler gibi çeşitli nedenlerle bebek doğum itibariyle daha öncesinde plasenta (ortak eş) ile birbirine bağlı olduğu, ilk ihtiyaçlarını (yeme, boşaltım vb.) karşılayan ve ilk güvendiği kişi olan anneden alıkonmakta ya da ten temasının süresi minimal tutulmaktadır. Tüm bu durumlara rağmen kanıta dayalı çalışmalar, ten tene temas uygulamasının bebeğin daha sakin olmasına, daha az ağlamasına, daha kolay uykuya geçmesine, daha az korku ve yeni doğan anksiyetesi yaşamasına katkı sağladığını ortaya koyduğu gibi hem bebeğin anneye bağlanmasına hem de annenin bebeğine olan maternal bağlanmasına hizmet ettiğini göstermektedir (3).

Dünya Sağlık Örgütü de 2003 yılından itibaren anne-bebek sağlığı yerindeyse doğumdan hemen sonra ten temasını önermektedir ki, bebeklerin anne göğsündeyken rahimdeki alışık oldukları güven duygusunu yaşayarak daha huzurlu olduğu görüşündedir.

Hayata dair güven duygusu, henüz sosyalleşme başlamadığı için başta birincil tanıdık olan annenin yeni doğanın ihtiyaçlarına ne derece yanıt verdiğiyle ilişkilidir ki, bebek kabul gördüğünü hissettiği anda güvenir ve bağ kurar. Bağlanma kuramının temellerini oluşturan Bowlby, güvenerek bağ kurmayı “beşikten mezara” ifadesiyle tüm yaşantıya genelleyerek kısa süreli ayrılıkların dahi uzun süreli etkilerinin olduğuna vurgu yapmış olup, ayrılıkların umutsuzluğa, güvensizliğe ve kaygıya yol açtığını ifade etmiştir. Bu anlayışı destekleyen bir diğer düşünce Ainsworth’ a ait olup açıklaması, bebeklerin tanınmayan ilk çevrelerinde ne derece kabul edildiklerini anlayabilmek adına yakınlık ve temas arayışında oldukları şeklindedir (1). Doğum anındaki ten tene temas, ileriki yaşantılar için en temel andır ve hastane rutinleri nedeniyle annenin bebeğine dokunması, bebeğin annesini hissetmesi gecikebilmekte ya da birkaç saniye ile sınırlı kalmaktadır. Yukarıda ana başlıklarla ifade edilen nedenlerle doğum anındaki ten tene temas mümkün olduğunca en üst düzeyde önemli olup önerilmektedir. Öte yandan, 1983 yılında yapılan bir araştırmada Amerikalı çocukların %25’ inin bağlanma türlerinden kaygılı/kaçınmacı bağlanma davranışlarını sergiledikleri ortaya konmuş olup, kaygılı bağlanmanın nedeni güvensiz ortam ve bedensel yakınlığın olmayışı olarak açıklanmıştır (2).

Bağlanma sistemi ve doğuştan güvenlik gereksinimi konularının ortak düşüncesi kişinin güvensiz bağlanmadan çok güvenli bağlanmaya yönelik değişim gösterdiği yönündedir. Bağlanma sisteminin öncelikli stratejisi ise her zaman için güvenlik aramaktır (6).

Buna bağlı olarak yeni doğanın da ilk ihtiyacı ve ilk arayışı güvendir. Bunu sağlayacak ilk kişi ise dokuz ay önce tanışılmışlığın getirisiyle öncelikli olarak anne olup, anne bebek etkileşimini olumlu yönde etkileyen ten teması eylemi ile gerçekleştirilmelidir. Güven duyan bebekler için doğum anındaki ten tene temas aceleyle tamamlanmamalı, bu an mümkün oldukça hızlandırılmamalı ve hem annenin hem de bebeğin hissederek anda kalmasına katkı sağlanmalıdır.

Güvenebilmek için sağlıklı bağlanma, bağlanma için doğum anında ve sonrasında ten tene temas …

“Her insanın varlığını idame ettirmesi için günde dört kez,

duygusal sağlığını koruması için günde sekiz ve

gelişmesi için günde en az on iki kez kucaklanmaya ihtiyaca vardır” Virginia Satir

Psk. Dan. Ceren GELMEDİ

Aile Danışmanı

Kaynakça:

Ainsworth, M.D.S., Blehar, M.C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Paterrns of attachment: A psychological study of the strange situtaion, Hillsdale, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.

Campops, J.J., Barrett K., Lamb, M.E., Goldsmith, H.H. & Stenberg, C. (1983). Ed. P.H. Mussen. Socioemotional development. Handbook of child psychology: Infancy and developmental psychobiology. 2 (783-915). New York: Wiley.

Chwo MJ, Anderson GC, Good M, Dowling DA, Shiau SH, Chu DM. (Haziran, 2007). A randomized controlled trial of early kangaroo care for preterm infants: effects on temperature, weight, behavior, and acuity. J Nurs Res. 10(2):129-42.

Erikson, Erik, H.(1984), İnsanın sekiz çağı, (çev. Bedirhan Üstün-Vedat Şar), Ankara, s. 39.

Janus, L. (2001). The enduring effects of prenatal experiencing echoes from the womb. Trans. Terence Dowling. ISBN 3-930978-52-0

Main, M. (1990).Ed. K.E.Barnard & T.B. Brazelton. Parental aversion to infant- initated contact is correlated with parent’ s own rejection during childhoof: The effects of experience on signals of security with respect to attachment. In , Touch: The foundation of experience. 461-495. Madision, CT: International Universities Press.

(Psikomavi Dergisi Mart 2015 sayısında yayınlanmıştır)


İstanbul Çocuk - Ergen Psikolojisi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!