'güven' üzerine
'güven' üzerine

Stephen Covey’e göre: “Güven, insan motivasyonunun en yüksek biçimidir. İnsanların doğasında var olan “iyi” ve “güzel”i ortaya koymalarına imkan verir.” Aynı zamanda hemen her duygumuzun, davranışımızın, ifademizin güven duygusuyla hayat bulabileceğinizi söyleyebiliriz. İnsanda gelişmesi beklenen ilk duygu hiç şüphesiz ‘Güven’dir. Nitekim dünyaya gözünü açmış her insan ilk önce bu temel kavrama ihtiyaç duymaktadır. Çünkü anne karnında hemen her ihtiyacı karşılanmış birey dış dünyaya adımını attığı andan itibaren birçok tehditle yüzyüze gelmektedir. Bu da çocukta ‘Korku’ hissi uyandırdığı için kendisinde güven oluşturacak olan anneye karşı zamanla (güvenli)bağlanma gerçekleşir. Bu duygu olmadan ne annesine bağlanabilecektir ne de çevresinde olup bitenle sağlıklı bir ilişki içerisine girebilecektir.

Çocukluk yıllarında elde edilemeyen güven daha sonraki hemen her ilişkisinde su yüzüne çıkar. Güvenin olmadığı yerde ‘Korku ve Şüphe’ söz konusu olduğu için birey sağlıklı iletişim içerisine girmekte zorlanabilir. Örneğin, güven duygusunun aşırı zedelenmiş olduğu ‘Paranoid Kişilik Bozukluğu’nda birey çevresine karşı aşırı şüphe içindedir, herkesin kendisine karşı kötülük planı içinde olduğunu ve sürekli savunmaya geçmesi gerektiğini düşünür. Bu bireyler aşırı kıskanç olurlar, sadece kendilerinin güvenilir olduğunu düşünürler ve bütün bunlara rağmen ‘Gerçekçi’ olmalarıyla gurur duyarlar.

Günümüzde birçok ilişki probleminin altında kişilerin birbirlerine yeteri kadar güvenememesi yatmaktadır. Ve bu da sürekli şüphe içinde olmak, partnerine güvenememek, aşırı kıskanç olmak vs. gibi sorunları gündeme getirmektedir. Çiftler zamanla birbirleri üzerinde baskı kurmaya çalışırlar. Bu da zamanla bazı yalanların söylenebilmesine yol açar. Zamanı keyifli geçirmek, birbirlerinin varlığından hoşnut olmak ve muhabbet edebilmek yerine sürekli birbirlerini denetlerler, anlamsız yere partnelerini test ederler ve argo tabirle birbirlerini ‘Yiyip Bitirirler’.

Konunun daha iyi anlaşılması için ‘Güven’le alakalı bir hikayeye göz atalım:

Bir zamanalar üc arkadas varmis…

Ask, Dostluk ve Güven….

Üçü bir arada oldu mu

harikaymış her şey…

Gün gelmiş ‘Aşk’ın işi çıkmış...

Eh meslek bu kolay mı?

Ama dostlarından ayrılmadan önce söz vermiş onlara.

Beni özlediğinizde gelin demiş uzaklarda olmayacağım.

“Nerede gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayım. “

Ve ayrılmış yanlarından...

Peki , demiş Dostluk Güven’e

“Madem öyle, ben de yoluma düşeyim...

Görev çağırır...

Ama merak etme,

nerde birlikte ağlayan iki insan görürsen

Bil ki ben ordayım... “

Güven ağzını açmış veda etmek için ama

Dostluk ayrılmış arkadaşının

yanından onun son sözünü dinlemeden...

Ve gitmiş uzaklara...

Güven,

sessizce içinden geçirmiş elinde olmadan,

"BENİ KAYBEDERSENİZ, BİR DAHA ASLA BULAMAZSINIZ..."

Yukardaki hikayenin bize anlatmaya çalıştığı gibi zedelenen güvenin tamir edilmesi birçok durumda neredeyse olanaksız. Fakat bireylerin kendilerine karşı yapılan hataları ‘Affedebilmesi, Hoşgörebilmesi’ ilişkinin geleceği ve kişilerin huzuru için gereklidir. Buradaki tavrımız W. Golding’in dediği gibi “Seni ɑffedecek kɑdɑr olgunum ɑmɑ tekrɑr güvenecek kɑdɑr ɑptɑl değilim.” Şeklinde olmalıdır.

Bir Sonraki yazımda görüşmek dilek ve duasıyla..


Diyarbakır Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!