Hayatın en büyük çelişkisi; olması gerekenler ve olması istenenler…

Olması gerekenler çoğu zaman benim isteklerimin karşısında, ben istemesem de olan şeyler.

Olmasını istediklerim ise kendime ve hayatıma dair hayallerim, amaçlarım.

İkisinin çelişmesi; birbiriyle çatışması beni çıkmaza sürükleyen, mutsuz eden, yaşamaktan soğutan en büyük nedenlerdendir. Benliğimse bu ikisi arasında arabuluculuk yapmaya çalışır durur. Dürtülerimin gerçekleşmek için sabırsızlanırken karşılaştıkları toplumsal normlar, istediklerimi tam olarak ifade edemememe, saklamama ve bastırmama sebep olur.

Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Görünen davranışlarımızın arkasında bir takım düşünceler vardır. Örneğin; bir bilgisayar önden bakıldığında farklı, yandan bakıldığında farklı bir görünüme sahiptir. Hele ki içi daha farklı bir yapıdadır, çeşitli kablolar, piller, teknolojik parçalar, vb. Ancak bilgisayar bu karmaşık yapısını dışa yansıtmaz hiçbir zaman, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünür. Biz insanlar da böyleyiz. Dışarıya karşı her zaman mükemmel görünmeye çalışırız, öyle görünmek isteriz, bir bilgisayarın içindeki yapıdan daha karmaşık bir yapıya sahip olmamıza rağmen. Bu yüzdendir ki, söylediklerimiz aslında her zaman söylemek istediklerimiz değildir.

Bazen bir cümle söyleriz, aslında anlatmak istediğimiz şey farklıdır, ancak bunu gerek toplumsal normlar gerekse diğer sebeplerden dolayı tam olarak ifade edemeyiz. Bazen de bu durumun farkında olmayabiliriz. Söylediğimiz cümlelerin ardında katman katman farklı düşünceler olabilir. Örneğin; ülkemizde lise öğrencilerinin çoğu matematik dersinin zorluğundan sürekli şikâyet ediyorlar. Bu gerçek bir şikâyet olmayabilir, içlerinden bazıları “ben güçlüklerle baş edemiyorum” demek istiyor olabilir. Matematik zor demek, güçlüklerle baş edemiyorum demekten daha kolaydır. Çünkü o durumda ben güçsüz olmamış olurum, daha doğrusu bunu dile getirmediğim için öyle olmadığımı zannederim.

Bizim bu tarz ifadelerimiz ve davranışlarımızı sadece kendimize ait olduğunu sandığımız dünyaya bakış açımız oluşturur. Kendimize ait olduğunu varsayıyoruz çünkü bilinçli ve istemli olarak bize anne ve babamızdan aktarılanların yanında bilinçdışı bir şekilde aktarılanlar da vardır. Yani bizim dünyaya bakış açımızı kendimiz, ailemiz ve çevremiz oluşturur. Örneğin; bir birey dış dünyaya karşı ne kadar saldırgan ise kendine karşı da o kadar saldırgandır. Hata yapmak, bir işi tam yapamamak, başladığı bir işi bitirememek veya bir yarışmada kazanamamak bu tip bireyleri derinden etkileyebilir. Bu bireyler kendilerine karşı katı oldukları için bazen bu işleri yapmaktan vazgeçebilirler, çünkü o işi kötü yaparsa kendisini daha sert bir şekilde değerlendirecektir. Bu kişiler yaşadıkları zor zamanları yavaş atlatırlar ve onların toparlanmaları zaman alır. Bu sebeple hayata karşı esnek olmak, aslında kendine karşı esnek olmak demektir. Bu esnekliği kazanmak da ancak kendini sevmekle olur.

İnsanın kendisine duyduğu saygı ve sevgi, onun dış dünyaya karşı kendisini doğal yollardan savunmasına, kendini geliştirmesine, olayları ve durumları doğru değerlendirmesine olanak sağlar. Aksi takdirde, yani kendimi sevmeme durumu olaylarla ilgili yanlış inançlara kapılmama sebep olabilir.

Saldırgan ve sert görüntümüzün arkasında bize uygun olmayan aktarımlar olabilir, bunları fark ederek işe başlayabilir ve kendimizi sevmek için ilk adımı atabiliriz.

Psikolog Gonca BAĞLAR


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!