Çocuklar; anne ve babalar için hayat boyu önemli bir yerdedir. Ebeveynler hiç bir şeyi atlamadan, aksatmadan yerine getirme telaşı içindedirler. Çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek, çocuklarının iyi bir eğitim almalarını sağlamak, sosyal ve duygusal beklentilerini karşılamak anne ve babalar için adeta hayatın bir amacı haline gelmiştir.

Ebeveyn olmak şüphesiz çok büyük bir mutluluk iken bir süre sonra bu mutluluk yerini ağır bir yüke bırakabilir. Bu durumda eşlerde şu tip düşünceler oluşabilir: “Önceden birbirimize ne kadar çok zaman ayırırdık, haftada bir sinemaya giderdik, ben bir haftada iki kitap okurdum.” gibi çocukları olmadan önceki hayatlarına duydukları özlemi dile getiren cümleler. Ebeveynlik denen yolculukta ilerlerken insani ihtiyaçlar, duygular, planlar, kişisel olaylar, çocuk için ‘çocuk büyüsün’ den sonrasına bırakılır ve kişi kendini yorulmayan, yılmayan süper güçlü bir kahraman gibi görür. Hatta bu durum fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak ebeveynlik ile meşgul olmaktan dinlenmeye vakit bulamama haline bile dönüşebilir. Oysaki, anne ve babanın da yorulmaya hakkı olduğu unutulmamalıdır. Anne-baba olmak keyiften ziyade yük olmaya başladığında ise, hem eşler için hem de çocuk için tehlike çanları çalmaya başlıyor demektir.
Eşler ilk zamanlarda ağırlık verilen anne-baba rollerine kendini kaptırabilir ve diğer rollerini unutabilirler. Halbuki, aralarına çocuk katıldığında önceden var olan karı-koca rollerini, anne-baba, anne-çocuk ve baba-çocuk rollerine bırakmak yerine yola birlikte devam etmeyi tercih etmelidirler. Aynı zamanda eş olmak, iş yerinde çalışan olmak, arkadaş olmak, kendi ailesinin çocuğu olmak gibi rollerini unutmamalıdırlar. Bu durumun çocuklarının gelişimi için de kilit noktası olduğunu bilmelidirler.
Eşler arasındaki uyum ve ebeveyn-çocuk ilişkisi ile ilgili pek çok çalışma yapılmış olup; Engfer’in “yayılma modeli” evlilik ilişkisinden doyum sağlayan çiftlerin, çocuklarının ihtiyaçlarına daha duyarlı cevap verdiğini ortaya koymuştur. Ebeveynler birbirlerine ve kendilerine zaman ayırdıklarında, sağlıklı bir ilişki yürütmeye çalıştıklarında sadece kendilerine değil çocuklarına da çok büyük bir iyilik yapmış olmaktadırlar. Aralarında sıcak ve destekleyici bir ilişki olan, birbirleriyle duygularını paylaşan, birbirlerine zaman ayıran ebeveynler, çocuklarına çevreleriyle daha doyurucu ilişkiler kurmaları yönünde cesaret verirler. Böyle ailelerde yetişen çocukların benlik algıları ve akademik başarıları daha yüksek olur. Bir başka deyişle, anne-baba arasındaki ilişki ne kadar sağlıklıysa, çocuklar da kendileriyle daha barışık, hayatta kendileri için çizdikleri yoldan daha hoşnut ve kişiliklerinden daha memnun olmaktadırlar. Aynı zamanda anne ve babasının arasındaki uyumu gören çocuklar kendilerini anne-babalarının yanında daha rahat ve güvenli hissederek, ebeveynleriyle daha iyi ilişkiler kurmaktadırlar.
Ebeveynler hayatlarını çocuklarına adamak yerine, hayata çocuklarıyla birlikte devam etmelidirler. Mükemmel anne-baba olmaya çalışmak için değil “yeterince iyi anne ve baba” olmak için uğraşmalıdırlar. Kendi ihtiyaçlarını farkedip kendisi için enerji harcayan, kendi duygularına önem verip zamanında o duyguları yaşayan, ebeveynlik ile ilgili gerçekçi beklentiler içinde olan eşler, hem kendilerini hem de çocuklarını hırpalamadan bu yolda güvenle ve mutlulukla ilerleyebilirler. Unutmamalıyız ki anne ve babasının iyi ve mutlu halini gören çocuk daha mutlu çocuktur.

Psikolog Gonca BAĞLAR


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!