Ergenlerde madde bağımlılığı ve tedavisi
Ergenlerde madde bağımlılığı ve tedavisi

AMAÇ: Bu araştırmanın amacı ergenlerin madde bağımlılığına yönelimlerini çok yönlü bir şekilde, geniş bir bakış açısıyla araştırmak ve uygun tedavi yöntemlerini belirlemektir.

YÖNTEM: Madde bağımlılığı ve ergenler üzerine yapılmış güvenilir araştırma makalelerinden ve özgün kaynaklardan bir derleme yaparak yeni bir araştırma literatürünün ortaya çıkarılmasıdır.

GİRİŞ: Günümüzde çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren sigara, alkol, kafein ve benzeri maddelerle tanışmakta ve ergenlik çağına girişle birlikte bu maddeleri denemeye veya düzenli olarak kullanmaya başlamaktadır.

Bu maddelerin kullanılmaya başlaması maddenin kötüye kullanımı ve bunun sonucunda bağımlılık ile sonuçlanabilmektedir. Bir araştırmaya göre İstanbul lise öğrencilerinin yaşamları boyunca olmak üzere %44 oranında en az bir sigara içtikleri, %61 oranında bir kez alkollü bir içki içtikleri ve %19 oranında en az bir kez sarhoş oldukları saptanmıştır. Ergenlerde madde bağımlılığı 4 evrede gerçekleşir; deneme, sosyal kullanım, zihnin madde ile devamlı meşguliyeti ve bağımlılıktır. Madde kullanımı öncelik olarak merakla başlar ve sonradan işin içinden çıkılmaz bir hal alır.

Önemli bir nokta ki çocuklar, “bir kereden birşey olmaz denesem nolacak” mantığıyla hareket ederek ilk madde kullanımlarnı gerçekleştirler. Ama bilmezler ki bu ilk deneme kişiyi geri dönülmez bir yolun içine alıp koyacaktır.

Ayrıca madde eğlence amacıyla veya arkadaşlar ortamında kabul görmek ve onların ortamına ayak uydurmak için kullanılabilir. Bir sonraki aşamada ise daha önce yaşadığı duyguları tekrar yakalayabilmek ve aynı hazzı yaşayabilmek için madde kullanılmaya devam edilir ve alınan dozlar vücuda yetersiz gelerek giderek maddenin dozu arttırılmaya başlanır.

Artık madde bireyin kendini normal hissetmesi ve yaşamını devam ettirebilmesi için ekmek ve su gibi gerekli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Tabi doz arttırımı bu şekilde devam etmemektedir. Her vücudun bir tolerans aşaması ve dayanabilme gücü vardır. Artık ergenler dozlara doyumsuz olan vücuda karşı altın vuruş dediğimiz olayı gerçekleştirirler. Bu altın vuruş kişinin aşırı dozdan ölümüyle sonuçlanmaktadır. Ergenlerin madde kullanmasına neden olan çok sayıda risk faktörü vardır. (Alikaşifoğlu&Ercan, 2011).

Bağımlılık nedir, nasıl gelişir?

Bağımlılık, herhangi bir maddenin tedavi amacı olmaksızın ve fizyolojik bir ihtiyaca cevap vermeden giderek artan miktarlarda kullanılmasıdır. Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcama, madde kullanım nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması veya bırakılması, madde kesildiğinde veya azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, fiziksel veya ruhsal problemlere rağmen madde kullanımını sürdürmek madde bağımlılığının temel ögeleri arasında yer alır.

Madde bağımlılığının bazı evreleri vardır. Bu evreler her madde bağımlısında aynı olmamakla beraber, madde kullanan ergenleri anlama ve müdahelelerin doğru ve yerinde yapılması açısından oldukça önemlidir. Ayrıca bağımlılık riski taşıyan ergenlerde çeşitli ruhsal evrelerin yanında biyolojik bir takım evrelerde bulunur. İlk evrede ergenin, kullanabileceği herhangi bir maddeden korkmadığı ve bu maddeyi kullanabileceğinin düşüncesinin geliştiği bir dönemdir.

Bundan sonra yaşanılan duygusal dalgalanmanın tekrarının isteği, çekilen ruhsal acıların dindirilmesi gibi çeşitli sebeplerle madde tekrar tekrar denenir. Bu evrelerde ergende, kullanılan maddeyi kontrol edebileceği düşüncesi sıklıkla görülür. Bundan sonra ise artık madde çok sık kullanılmakta ve ergenin hayatına olumsuzluklar getirmeye başlamıştır.

Ergen daha önce görmek istemediği bazı gerçeklerle yüzleşmeye başlamıştır, ancak maddeyi bırakacak kadar da güçlü hissetmemektedir. Hayatıyla ilgili olumsuzluklar daha ciddi düzeylere geldiğinde ise kullanılan maddeyi bırakma girişimleri başlar. Maddeyi bir süre bırakabilse de tekrar maddeye başlama ile bir kısır döngü içerisine girilmiş olur (Darçın, 2014).

Bir diğer önemli nokta şu ki; ergenlerin madde kullanmaya başlamasında temel etken ailedir. Aile içerisinde ki kopukluk ve çocuğa karşı olan ilgisizlik çocukta bir yalnızlık duygusu oluşturmaktadır. Bu yalnızlık duygusu ilk başlarda çok basit gibi görünsede ilerleyen zamanlarda daha da büyüyerek işin içinden çıkılmaz bir hal alır. İşin içinden çıkamayan ergen yalnızlığına merhem arar ve bu merhemi dışarda tanımadığı insanlardan aramaya başlar ve en tehlikeli noktada tamda burda başlar.

Çünkü dışarısı bu tür yalnız kalmış ergenleri avlayacak tehlikeyle doludur. Yalnızlığına ve ilgisizliğine çare arayan ergen kendisine yakınlık gösteren ilk kişiye sıkı sıkıya bağlanır ve onun ortamına girmeye başlar. Yüksek ihtimal girdiği ortamda kendisi gibi sıkıntılı süreçlerden geçerek oluşmuş madde kullanıcıları bulunmaktadır ve bir anda kendini bu zararlı topluluğun arasında bulur. Önceleri anlam veremez ve izlemeye başlar. Ama atladığı önemli bir nokta vardır.

Neden bu topluluğun arasında olduğunu sorgulamaz. Sadece kendisine yakınlık gösterildiğiyle ilgilenir. Bu gruba kendisini kabul ettirmek için ne deseler yapmaya hazırdır. Artık istesede çıkamayacağı bir grubun içindedir. Çareyi orada aramaya başlar ama yanlış yolda olduğunun farkına çok geç varacaktır.

Yine aileler televizyonda çıkan madde bağımlılığı haberlerini hayretle, ayıplayarak izlerler ama benim çocuğuma bişey olmaz yada benim çocuğumun başına bişey gelmez, benim çocuğum kullanmaz diyerek kendilerini avuturlar ve vicdanlarını rahatlattıklarını sanarak bir kenara çekilirler. Yaptıkları en büyük hatalardan biride budur. Sonrasında kendi çocuklarının başına ayıpladıkları durum gelince bir şok yaşarlar ve akılları başlarına gelir. Sonra keşke derler. İşte keşke dememek için çocuklarımı kontrol etmek ve onları desteklemek, yalnız bırakmamak gerekmektedir.

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan ergenler nasıl anlaşılabilir?

Bir ergenin madde kullanıp kullanmadığını en kesin olarak yapılan idrar ve kan testleri gösterir. Ancak ergendeki fiziksel , duygusal ve sosyal bir takım işaretler çeşitli ipuçları olabilir. İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk, kızarmış ve sulanmış gözler, bulantı kusma, ishal, aşırı terleme üzerinde alışılmadık koku ve giysilerde yanıklar, giyim tarzında belirgin değişiklikler çeşitli fiziksel belirtiler olabilir. Duygusal olarak ise; kişilik değişikliği, ani ve sık ruh hali değişiklikleri, yargılamada azalma, depresyon, genel bir ilgi kaybı tehlike işaretleri olabilir. Madde kullanan ergenler okul ve ailede de bazı sıkıntılar çekmektedir.

Zaman zaman okuldaki problemlerin daha önce fark edilmesi ile öğrenci ile iyi bir iletişimden sonra aileler uyarılmakta ve hastaların tedavisi sağlanmaktadır. Okulda; derslerin düşmesi, ilgisizlik, sık sık yok yazılma, okuldan kaçma, disiplin problemleri, arkadaş grubunun değişmesi uyarıcı bazı belirtiler iken evde sık sık tartışmaya girme, evden kaçma davranışı, kurallara uyulmaması önemli belirtiler arasında sayılabilir (Akça, 2012).

Diğer yandan bağımlılık potansiyeli farklı düzeylerde de olsa birçok maddede vardır. Bu maddelerin bir kısmı yasal, bir kısmı ise yasadışıdır. Alkol, tütün, esrar, extasy, kokain, eroin, morfin, lsd, ketamin, fensiklidin, uçucu maddeler bağımlık yapabilen belli başlı bazı maddelerdir.

Ergeni madde kullanımından koruyan başlıca faktörler ise dirençli karakter yapısı, destekleyici aile yapısı ve okul başarısı olarak sıralanabilir. Hekimlerin ergenlerin madde kullanımını önlemek üzere yapabilecekleri çalışmalar öngörme, sorma, örgütleme, yardım etme ve izleme çalışmaları olarak özetlenebilir. Hekime başvuru nedeni ne olursa olsun, bu görüşme, ergenin madde kullanımı ve diğer riskli davranışlar açısından değerlendirilmesi için bir fırsat olarak kullanılmalıdır.

Ergenlerin kullandığı maddelere ayrıntılı olarak göz atmak gerekirse şu şekilde bahsedebiliriz;

Nikotin ve Sigara: Dünyanın en önemli halk sağlığı sorunlarından birisi olan sigara, günümüzde gençlerin ölümüne diğer uyuşturucuların toplamından daha çok neden olmaktadır. Çünkü 1991’de yapılan bir araştırmaya göre lise son sınıf öğrencileri, diğer maddelerin kullanımının toplamından daha fazla sigara tüketmektedirler. Nikotin, tütünün alışkanlık yapan temel etmenidir. Nikotin reseptörleri denilen ve beynin haz merkezinde bulunan reseptörleri uyarır (Aslan, 2014).

Alkol: Sigaradan sonra ergenler arasında en yaygın kullanılan maddedir. Ağız yoluyla alınmaktadır. Eroin gibi uyuşturuculara karşı savaş açılmış olmasına rağmen alkol, ergenlerde en fazla suistimal edilen maddedir ve alkol kullanımının sonuçları, ergenlerde diğer uyuşturucuların toplamından daha fazla ölümle sonuçlanmaktadır.

Her ne kadar günlük kullanım nispeten az görülse de, sürekli olmayan bir şekilde, olaylara bağlı olarak ya da aşırı miktarda içmek, çok daha yüksektir. Alkol bağımlılığı, tolerans veya yoksunluk tepkilerini kapsar. Erken yaşlarda içmeye başlayan bir kişi, otuzlu ya da kırklı yaşlarda ilk yoksunluk belirtilerini geliştirmeye başlar (Aslan, 2014).

Esrar: Hint kenevirinden elde edilen uyuşturucu maddedir. İşleniş biçimine göre marihuana, gubar, ganja adını da alır. Sigaraya sarılarak toz halinde buruna çekilerek, alüminyum folyo üzerinde ısıtılıp buruna buharı çekilerek solunum yoluyla kullanılabilir. Marihuana, kannabis sativa denilen bir bitkinin kurutulmuş ve ufalanmış yaprak ve çiçek uçlarından oluşur. Sıklıkla sigara gibi içilir. Günümüzde marihuana kullanımı pek çok ülkede yasadışıdır (Aslan, 2014).

Uyarıcılar: Uyarıcılar, beyin ve sempatik sinir sistemini etkileyerek dikkati ve motor aktiviteyi arttırırlar. Amfetamin ve kokain bu gruptadır. Amfetaminler sentetik uyarıcılardır, kokain ise koka yaprağından elde edilen doğal bir uyarıcıdır. Bu noktada az riskli fakat çok daha yaygın bir uyarıcı olan kafeine de değinmek gerekir. Kahve, çay, kakao, kola ve bazı soğuk içecekler ve diyet haplarında bulunan kafein; nadiren ilaç olarak görülen ancak güçlü etkileri olan, insanlarda tolerans gelişmesini sağlayan ve alışan insanlarda yoksunluk belirtileri yaratabilen dünyanın en popüler ilacıdır (Aslan, 2014).

Yatıştırıcılar: Sıklıkla sakinleştirici olarak anılan temel yatıştırıcılar bedenin aktivitesinin yavaşlatır ve tepkilerini azaltırlar. Bu grupta morfin, eroin ve kodein gibi sakinleştiriciler vardır. Bunlar az miktarda kullanıldığında ağrı giderici işlevi görürler (Aslan, 2014).

Uyarıcılar: Uyarıcılar, beyin ve sempatik sinir sistemini etkileyerek dikkati ve motor aktiviteyi arttırırlar. Amfetamin ve kokain bu gruptadır. Amfetaminler sentetik uyarıcılardır; kokain ise koka yaprağından elde edilen doğal bir uyarıcıdır.

Bu noktada az riskli fakat çok daha yaygın bir uyarıcı olan kafeine de değinmek gerekir. Kahve, çay, kakao, kola ve bazı soğuk içecekler ve diyet haplarında bulunan kafein; nadiren ilaç olarak görülen ancak güçlü etkileri olan, insanlarda tolerans gelişmesini sağlayan ve alışan insanlarda yoksunluk belirtileri yaratabilen dünyanın en popüler ilacıdır (Aslan, 2014).

Uçucu Maddeler: Uçucu, çözücü, yapıştırıcı maddelerdir. Bali, Uhu gibi piyasada bildiğimiz yapıştırıcılardır. Tiner, yağ ve leke çıkarıcılar, elbise ve cam temizleyici sıvılar, aseton, kumaş boyası, çakmak gazı, benzin gibi maddeler toplumda bağımlılık yapıcı kötüye kullanılan maddelerdir. Torba içinden madde solunarak kullanılır (Aslan, 2014).

Ecstasy (Beyaz Kumrular): Üstünde kuş, fil vb. gibi resimler bulunan tabletler biçimindedir. Ağız yoluyla alınır. Daha çok eğlence yerlerinde bulunur. 40 dakikada aşağı yukarı etkisi başlar. Enerji artışı, cinsel duygularda artış, güven duygusunda artış olur. Uzun süreli kullanımda ecstasy almadan hiçbir şeyden zevk almama ve dikkat bozukluğu yapar. Karaciğer yetmezliği ve ani ölümler yapabilir (Aslan, 2014).

Uçucu Madde Bağımlılığı ve Tıbbi Sonuçları

Uçucu madde terimi oda sıcaklığında buharlașabilen maddeler için kullanılır. Uçucu maddeler hızlı, keyif verici, hafif sarhoșluk yapan etkileri nedeniyle tercih edilirler. Uçucu maddeleri içeren ürünler, ucuz, kolay bulunan yasal maddelerdir ve toplumda sık kullanılır. Türkiye’de ortaöğrenimde uçucu madde kullanım sıklığı %5.1 civarındadır. Uçucu madde bağımlılığı en sık 14- 15 yașlarında görülür. Madde kullanımına bașlama yașı 5- 6 yașlarına kadar inebilir.

Uçucu madde madde bulunan ortamlarda çalıșan erișkinlerde bağımlılık daha yüksek olasılıktır. Uçucu madde kullanımı sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplarda, sokak çocuklarında, suç, hapishane yașantısı, depresyon, özkıyım girișimi, antisosyal tutumlar, aile dağınıklığı veya çatıșmaları, geçmișinde kötüye kullanım, șiddet ya da bașka madde kullanım öyküsü olanlarda ve izole yașayan topluluklarda sıktır. Uçucu maddeler grup olarak nitritler dıșında alkole benzer depresan etkiye sahiptir. Beyin görüntüleme çalıșmaları kronik kullanımda serebrum, serebellum ve beyin sapında yaygın atrofi, ventriküler dilatasyon ve sulkuslarda genișleme olduğunu göstermiștir. Uçucu madde bağımlılarında beyin görüntüleme çalıșmalarıyla ortaya konan yıkım diğer bağımlılıklara göre daha fazla ve ağırdır. Uçucu madde bağımlılığında örtülü kullanımla mücadele önemlidir.

Koruyucu yaklașımlarda alt kültürlere ve topluluklara özgü farklı yaklașımlar kullanılmalıdır. Tüm uçucu madde kullanılan maddeleri kısıtlamak çok fazla madde içerisinde uçucu madde maddeler olduğu için pratik değildir.

Zararlı maddeleri içeren ürünleri gösteren etiketler kullanılabilir ancak bu yaklașım maddelerin çocuklar ve ergenler tarafından daha kolay tespit edilmesine yol açabilir. Uçucu madde bağımlılığının ciddi sonuçları olmasına rağmen önleme ve tedaviyle ilgili araștırmalar yeterli gözükmemektedir. Gelecekteki araștırmalar önleme ve tedaviye odaklanmalıdır.

Türkiye’de madde kullananların önemli bir kısmı sokaklarda yașadığı ve kullanım ergenlerde yoğunlaștığı için bu alt gruplara özel önem verilmesi faydalı olacaktır (Boztaş&Arısoy, 2010).

Madde Kullanımı ve Suç Arasındaki İlişki

Madde kullanımının suç ile olan ilişkisini araştıran çalışmalarda, madde kullanımının birçok aşamasında gerçekleşen, akut intoksikasyon, çekilme, madde alımı sonrası gelişen psikoz ve stimülan kullanımı sonrası paranoya gelişmesi gibi durumlar şiddet içerikli suç davranışları ile ilişkilendirilmektedir.

Yapılan çalışmalarda, alkol ve madde kullanımı ile saldırganlık ve şiddet eylemlerinin birbirini tetiklediği gösterilmiştir. Örneğin; amfetamin, kokain ve hallüsinojen gibi maddeler, kimyasal etkileri ile saldırgan davranışların, şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilmekte ve böylece bireyleri kural tanımama, kendine ve çevreye zarar verme gibi davranışlara sürükleyebilmektedir. Benzer şekilde, çocuk-ergenler de, kullandıkları maddenin etkisi ile suç davranışına sürüklenebilmektedir. Simoes, Matos ve Batista-Foguet (2008), çocuk suçluluğuna ilişkin çeşitli risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri inceledikleri çalışmalarında, madde kullanımının suç davranışının en önemli yordayıcısı olduğunu saptamışlardır.

Teplin ve arkadaşları (2002) tarafından yapılan bir başka çalışmada ise, herhangi bir suç nedeniyle hapishanede yatan çocuk-ergenlerin yarısının madde kullanımı olduğu belirtilmiştir. Bennet, Holloway ve Farrington (2008)’ın hem yetişkinleri hem de çocuk-ergenleri içeren yaklaşık 30 makaleyi inceledikleri bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışma sonuçları, madde kullanımı olanların kullanmayan bireylere göre 3-4 kat daha fazla suç (soygun, hırsızlık, hayat kadınlığı gibi) işlediğini göstermiştir. Yapılan bir başka çalışmada ise, tutuklanmasına ve hüküm giymesine yol açan suçu işlerken madde etkisi altında olan ergenlerin oranı %32.8 olarak bulunmuştur.

Bu bulgu kullanılan maddenin suça sürüklenmeye neden olduğu savını desteklemektedir. Madde kullanımı ve suç arasında pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiş olmakla birlikte sürüklenilen suçların farklı olması, kullanılan maddeye göre suç türlerinde değişiklik olup olmadığı sorusunu akla getirmiştir. Sutherland ve ark. (2015) tarafından 887 kişinin değerlendirildiği bir araştırmada, madde kullanımına bağlı hırsızlık (%71) ve şiddet suçlarına (%73) karışma oranlarının daha yüksek olduğu ve hırsızlık suçuna karışanların en çok benzodiazepin (%29) ve metamfetaminin (%24) etkisinde kaldığı, şiddet suçuna karışanların ise en çok eroin (% 32) ve alkolün (% 32) etkisi altında kaldığı bildirilmiştir.

Alkolün kişinin tehdit algısını etkilemek suretiyle agresif davranışlara neden olduğu düşünülmektedir. Başka bir ifadeyle, alkol olasılıkla kişinin tehdit algısını bozarak, kaçınmayı azaltmakta ve riskin değerlendirmesine zarar vermektedir. Haggård-Grann ve arkadaşları (2006) adli psikiyatri kliniğinde, alkol ve madde kullanımının suç davranışını nasıl tetiklediğini araştırdıkları bir çalışmada, alkolün suç davranışına sürükleme etkisinin daha yüksek olduğunu belirlemişlerdir. Özellikle alkol aldıktan sonraki ilk 24 saatin, suç davranışına sürüklenme açısından daha riskli olduğu vurgulanmaktadır. Eroin kullananlar arasında da suç işleme oranının yüksek olduğu ve bu kişiler tarafından işlenen suçların yarısının eroin etkisi altında gerçekleştiği saptanmıştır. Araştırmacılar, istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmasa da, amfetaminin normal ya da yüksek dozlarda kullanımının da suça sürüklenme riskini arttırdığını belirtmişlerdir. Buna karşın, mantar, benzodiyazepin ve antidepresan kullanımının suç davranışı ile ilişkili olmadığı belirtilmektedir (Arabacı&Taş ve Dikeç, 2017).

Örnek Vaka: “Bir Kereden Birşey Olmaz Dedim. Bağımlıya Dönüştüm”

Seçil A, Antalya’da tanınmış bir ailenin iki kızından küçüğü olarak 1991 yılında dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokul sıralarındaki başarılarının ardından liseye başladı. Ailesinin gözbebeği olan ve başarısıyla gururlandıran dünyalar güzeli Seçil, lise 2’nci sınıfta sevdiği bir arkadaşını uyuşturucudan uzaklaştırmaya çalışırken kendisini geri dönüşü çok zor bataklığın içerisinde buldu. Alkolün de etkisiyle çok klişe olan 'Bir kereden bir şey olmaz’ sözünün arkasına sığınarak ilk eroin deneyimini yaşayan Seçil, ’Sadece bir kez denedim, zaten ben bağımlı olmam’ derken haftanın 7 günü eroin kullanan bir bağımlıya dönüştü.

Esrar, eroin, kokain derken denemediği uyuşturucu kalmadı. 5 liralık paketlerle alınan zehire para yetiştiremez oldu. Vücudu her gün daha fazlasını isterken bulduğu bütün parayı uyuşturucuya harcıyordu. Günde 200- 300 lira harcar hale gelmişti. Uyuşturucu parası temin etmek için yoldan gelip geçenden para dileniyordu. Buna ’sinyal çekmek’ diyorlardı. Bazı genç kızlar beyaz zehir için bedenini bile pazarlıyordu. Seçil ise uyuşturucu parası için hırsızlık yapmaya başladı. Başlangıçta dumanını çekerken bir süre sonra bu yetersiz kaldı. Her gün onlarca kez kullandığı eroin nedeniyle damarları delik deşik oldu. Eroin almadığı zaman ağrılar ve kan ter içinde kalıyor, kriz geçiriyordu.

Krize girdiği anda gözünün hiçbir şeyi görmediğini söyleyen genç kız, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Esiri olmuştum uyuşturucunun. Artık içilmeyen günler bir kabus oluyordu. Gece yatağa girdiğinde o gün hiç içmemişsem ve içme sansım da yoksa o çaresizlik hayatının en kötü gecesini yaşatıyordu. Öyle kötü anlar oluyordu ki ’Ölsem de kurtulsam’ diye düşünüyordum. Lise öğrencisiydim ve okulda bile uyuşturucu almaya başlamıştım. Hatta bir keresinde dersten izin alıp tuvalette uyuşturucu kullandım. Okuldaki arkadaşlarım da uyuşturucu bağımlısı olduğumu öğrenmişlerdi. Nihayetinde okuldan atıldım. Ailem ise öğrendiğinde yıkıldı."

Ailesinin önerisiyle tedaviye olmayı kabul eden Seçil, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin uyuşturucu bağımlılarını tedavi eden bölümü AMATEM’e gönderildi. Burada 1 hafta yatan genç kız, merkeze uyuşturucu sokmaya çalışınca tedavisi sonlandırıldı. Bu tedaviden ümitli olan ailesi için ikinci kez yıkım olmuştu. "Hastaneye yatırıldığımda maddesiz yaşayamayacağıma kanaat getirmiştim. Onca krize rağmen hiçbir şey, hiç kimse umurumda değildi.

Sadece eroin istiyordum. Ve henüz 1 hafta yattığım hastaneden çıkışımı isteyip kendimi tekrar eroinin kollarına attım. Kendi ifadesiyle belki de dünyada uyuşturucuya başlayacak en son kişi olan Seçil, şimdi Antalya’da narkotik polisle birlikte uyuşturucuyla mücadele programlarına katılıyor. Yaşadıklarını, "Yolun sonuna gelmiştim. Artık ya ölümü tercih edecektim, ya da yaşamayı. Hayatım boyunca hep kolay olanı seçtim. Ama bu kez zoru başardım. Artık eski Seçil olamam. Hayat böyle çok daha güzel" diye özetleyen Seçil, tedaviden sonra günlerini dolu dolu geçiriyor (Yeşilay, 2015).

Ortaöğretim Öğrencilerinde Görülen Madde Bağımlılığı Alışkanlığı ve Yaygınlığı ile ilgili Bartın ilinde yapılan bir araştırmaya göre:

Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim öğrencilerinde görülen madde bağımlılığı alışkanlığı ve yaygınlığı düzeyini saptamaktır. Araştırmanın çalışma grubunu, Bartın ilindeki ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören her sınıf seviyesindeki öğrencilerden tesadüfi seçilen toplam 545 öğrenci oluşturmuştur.

Veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından geliştirilen bir anket kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, Bartın ilindeki ortaöğretim öğrencilerinin % 61.8’sinin (n=337) şimdiye kadar hiç sigara kullanmadığı, % 10.8’inin (n=59) bir kez denediği, buna karşın % 27.4’ünün (n=149) sigara kullanmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda grubun % 35.2’sinin (n=192) en az bir kez alkol kullandığı ve bunların da % 24.4’ünün (n=131) halen belli aralıklarla alkol kullanmaya devam ettiği belirlenmiştir. Ayrıca sigara ve alkol kullanma ile cinsiyet, sınıf düzeyi ve madde bağımlısı arkadaşı olması arasında; sigara kullanma ile okul türü ve kendinden memnun olma arasında anlamlı fark bulunmuştur (Erdamar&Kurupınar, 2014).

Tutuklu ve Hükümlü Ergenlerde Madde Kullanımı üzerine yapılan bir araştırma sonucuna göre;

Bu araştırmada tutuklu ve hükümlü ergenlerde madde kullanım yaygınlığı ve özellikleri araştırılmaya çalışılmıştır. Tutuklu ve hükümlü ergenlerde tütün, alkol ve madde kullanım yaygınlığının aynı yaştaki diğer popülasyonlarla karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğu dikkat çekmektedir. 2004 yılında İstanbul lise ikinci sınıf öğrencilerinde (15-17 yaş grubu) yaşam boyu en az bir kez tütün kullanım yaygınlığı %37, alkol kullanım yaygınlığı %51.2 bulunmuştur.

Bu oranlar uçucu madde için %5.9, esrar için %5.8, flunitrazepam için %4.4, benzodiazepinler için %3.7, ecstasy için %3.1 ve eroin için %1.6 olarak saptanmıştır. 2003 yılında altı ilde yine aynı yaş grubunda lise öğrencileri arasında yapılan ESPAD çalışmasında ise yaşam boyu tütün kullanımı %50.2, alkol %45, esrar %4.3, uçucu %4.2, ecstasy %1.8, hap kullanımı %2 olarak bulunmuştur.

Her iki çalışmayla karşılaştırdığımızda bizim araştırmamızda, tütün kullanımı dışında diğer tüm maddelerin kullanım yaygınlıkları tutuklu ve hükümlü ergenlerde daha yüksektir (ESPAD 2005).

Sokakta yaşayan çocuklarla ilgili yapılan araştırmalarda da alkol, esrar ve uçucu madde kullanımın yaygın olduğu gözlenmiştir. (Bailey ve ark, 1998; Morakinyo ve Odejide, 2003). 2003 yılında İstanbul’da sokakta yaşayan çocuklarla ilgili yapılan çalışmada erkek çocukların madde kullanım yaygınlığı tütün için %79.9, alkol için %56.7, flunitrazepam için %9.2, uçucu madde için %50.9, eroin için %2.5 bulunmuştur. (Ögel ve ark, 2004). Bu bulgularla araştırmamızda elde edilen bulguları karşılaştırdığımızda tütün ve alkol kullanımının tutuklu ve hükümlü ergenlerde sokakta yaşayanlara göre düşük, flunitrazepam kullanımının ise yüksek olduğu, diğer madde kullanım yaygınlıklarının ise benzer olduğu görülmektedir (Ögel&Aksoy, 2007).

ERGENLERDE TEDAVİ İLKELERİ

Alkol ve uyuşturucu problemi olan ergenlerin tedavisinde başarılı olmak için maddeler halinde verilecek olan esasların dikkate alınması gerekir.

DEĞERLENDİR:

Önce ergenin madde suiistimalini değerlendirin. İkinci olarak aile sisteminde madde suistimalinin oynadığı rolü değerlendirin. Üçüncü olarak madde suiistimali ile psikiyatrik eş zamanlı hastalıklar arasındaki ilişkiyi değerlendirin. Bu şekilde bir vaka formülasyonu oluşturun.

Ergenler yetişkinlerden farklıdır ve özelde, ergen alkol ve uyuşturucu suiistimali, yetişkinlerinkinden birkaç temel şekilde farklıdır. Farklılıklar yaş, gelişme, aile bağları, sorumluluk farkındalığı, meşruiyet, tanısal kriter ve başkalarıyla ilişkileri içerir (Ögel, 2009).

ALKOL VE UYUŞTURUCU PROBLEMLERİNİ ÖNCE TEDAVİ EDİN:

Bağımlılık problemlerine seslenmeden diğer psikiyatrik sorunlara eğilmek boşunadır. Örneğin, ergenin hem alkol bağımlılığı hem de sosyal fobisi varsa sosyal fobinin tedavisinden önce alkolden kurtulmalıdır. Bir kişi alkol ve uyuşturucudan kurtulduğunda, psikiyatrik semptomlar da düzelebilir. Yani içki içmemek ergenin depresyonunu azaltabilir.

Diğer bir husus, alkol ve uyuşturucu kullanımı ergende diğer psikiyatrik problemleri maskeleyebilir ve içki içmemem ile bu psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Alkol ve uyuşturucu tedavisi boyunca intihar ve ortaya çıkabilecek diğer ciddi psikiyatrik sorunlar açısından ergen, yakından takip edilmelidir (Ögel, 2009).

HEM ALKOL VE UYUŞTURUCU PROBLEMLERİNİN HEM DE PSİKİYATRİK HASTALIKLARIN YAŞAMI TEHDİT EDEN YANLARININ FARKINDA OLUN:

Bizim temel pozisyonumuz, hem alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarının hem de psikiyatrik hastalıkların ciddi ve ölümcül olabileceği yönündedir. İntihar ve adam öldürme eğilimi ve zayıf yaşam fonksiyonlarının hepsi, bu hastalıkların ciddi sonuçlarıdır (Ögel, 2009).

ERGEN ALKOL VE UYUŞTUCU SUİSTİMALİNİ, AİLE SİSTEMİ KONTEKSTİ DIŞINDA TEDAVİ ETMEYİN:

Aile sistemi, ergenin madde kullanımı etkiler ve madde suiistimali de aile sistemini etkiler. Ergenin bakımına istikrarlı katılım ve madde ve etkili bir tedavi sonucu için ergenin tedavisinde, aile yükümlülüğü gerekir (Ögel, 2009).

ERGENİN KOMPLEKS YAŞAMINDAKİ GÜÇ DİNAMİKLERİNE YÖNELİN:

Ebeveynler finansal güç, sevip sevmeme, onaylama, zorlama ve eleştiri gücünü ellerinde tutarlar. Hissetmek, değerlendirmek ve bir güçle çalışmak, iyi bir tedavi planı formüle etmek için önemlidir (Ögel, 2009).

EĞER KENDİNİZİ ERGENDEN SORUMLU OLMA YOLUNDA GÖRÜYORSANIZ, DURUN VE DÜŞÜNÜN SORUMLULUK TANIMLANMALIDIR:

Terapist, ergenin ebeveyni değildir. Bizim işimiz, ergenin ebeveyni ile ilişkisini geliştirmektir, onun yerine geçmek değil. Direksiyonun başına siz geçmeyin. Ergeni ne bir ebeveyn gibi kabul edin ne de reddedin. Bu, ergen tedavisinde temel hedeftir (Ögel, 2009).

EBEVEYNLERİN SORUMLULUKLARINI HATIRLAYIN:

Finansal sorumluluk genellikle ebeveyne aittir. Ergenlerle ilgili olarak, ebeveynler parçaları toplarlar. Ebeveynler ergenin dibe vurmasını önlerler ve sonra tedavi ettirirler. Eğer ergen dibe vurmazsa tedaviye direnebilir. Acı yoksa kendini sıkmaya gerek duymaz. Genellikle ergeni tedaviye getiren dibe vurmuş olmaktır. Ebeveynler çocuğun güvenliğinden ve çocuğun nasıl bir yardıma ihtiyacı olduğunu fark etmeden sorumludurlar. Aile probleme dâhildir.

Ondan etkilenir veya genellikle nedenlerin birçoğu ile ilişkilidir. Hangi tedavi planı seçilirse seçilsin, aileyi içermesi ve ailenin sorumluluk taşıması zorunludur. AMA “Council of Scientific Affairs”, alkol ve uyuşturucu kullanımının, ailede uygulanan şiddet ve haksızlığa yaygın bir tepki olduğunu belirlemişlerdir. Bu yüzden aile kaosu, problemi destekleyebilir, sonra problem daha fazla aile kaosuna neden olur (Ögel, 2009).

ERGENLERE YETİŞKİN YA DA ÇOCUK GİBİ DAVRANMAYIN, ONLAR ERGENDİR:

DSM – 4 tanı kriterleri yetişkinler ve ergenler arasında ayırım yapmaz. Fakat yetişkinlerden farklı oldukları için ergenlerin tedavisine özgü bazı zorluklar vardır. Ergenlerde, alkol ve uyuşturucu suiistimalinin erken işaretleri fiziksel olmaktan ziyade genellikle davranışsaldır. Alkol ve uyuşturucu kullanımı, fiziksel muayenede kolayca saptanamaz. Yetişkinlerden farklı olarak ergenler, ender olarak fiziksel bağımlılık geliştirirler.

Davranışsal bağımlılık madde arayışı içeren aktiviteler ve bununla bağlantılı patolojik kullanım özelliklerinin varlığına ilişkin bulguları, fiziksel bağımlılık ise genel olarak toleransın ve yoksunluğun varlığını tanımlamaktadır. Ergenler, hislerini sözel olarak ifade etmek yerine genellikle davranışlarla belirttikleri için idareleri zor olabilir. Ergenler yetişkinlerden daha impülsiftir. İçki içme ya da uyuşturucu kullanma konusunda daha çok zorlanmaya ya da kontrolsüz dürtüye sahip olabilirler. Daha az ego gücüne sahiptirler ve akran kültürüne karşı daha korumasızdırlar (Ögel, 2009).

ERGENLERDEKİ GELİŞİMSEL FARKLILIKLARI HATIRLAYIN:

Ergen güçlü biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimler tarafından belirlenir. Kızlarda östrojen azalmaları, depresyon gelişimini tetikleyebilir; genç erkeklerde testosteron, agresyon ve vurdumduymazlık ile ilişkilidir. Ergenler akran fikirlerine karşı çok duyarlıdır ve kendilerini başkalarıyla kıyaslarlar.

Ergenler, bir psikiyatristin ya da ebeveynin kendini iyi hissetmesi için bulunacağı önerilerden ziyade akranların fikirlerini tercih ederler. Bu büyüyen insanlar, kendi fikirlerinin olduğunu başkalarının bilmelerini isterler ve “bunu nasıl yapacağımı söyleme” düşüncesi içerisindedirler. Ebeveynler ev üssündeki insanlar, akranlar ise gerçek dünyanın olduğu yer haline gelir. ergenlik dönemindeki diğer bir gelişim görevi, ayrılma-bireyselleşmedir. Bu nedenle ailesiyle çatışma yaşayabilir (Ögel, 2009).

ALKOL, UYUŞTURUCU VE ŞİDDET İÇİN AKRAN KÜLTÜRÜNÜ DEĞERLENDİRİN:

Alkol ve uyuşturucu kullanılan ortam ergenler için yetişkinlerden oldukça farklıdır. Yetişkinler genelde ev kullanırken ergenlerin böyle bir lüksü yoktur, çünkü sırlarını başkalarından saklamak zorundadırlar. Ergenler, kullanmak için evden ya da okuldan gizlice çıkarlar. Favori nokta, genel merkezlerdir (Ögel, 2009).

EĞER ERGEN TEDAVİYE İHTİYAÇ DUYDUĞU HALDE REDDEDERSE, ONUN İÇİN LARAR VERİN VE ETKİLİ ŞEKİLDE YARDIM EDİN:

Ergenler, tedaviye girene ve maddelerden temizlenene kadar öz yönelimli olmayabilir. Bu durumda, onları tedaviye ikna etmek için ısrarlı davranan ebeveyn ve terapist yaşamlarını kurtarabilir (Ögel, 2009).

ALKOL – Madde TESTLERİNİ AKILLICA DEĞERLENDİRİN: İdrar ya da diğer vücut sıvılarının test edilmesi, görüşmelere ya da fiziksel muayenelere cazip seçenekler olabilir (Ögel, 2009).

SONUÇ: Ergenler üzerine yapılan madde bağımlılığı araştırmalarına göre elde edilen en etkili ve önemli sonuç eski yıllara nazaran madde kullanımında önemli azalmalar görülmüştür. Madde kullanan ergenlerinde tedaviye karşı olan inançları ve tedaviye devamlılıklarında olumlu anlamda ilerleme kaydedilmiştir. Madde kullanan ergenlerin ortalama % 68 inde sosyoekonomik düzeyleri düşük çıkmıştır. Ayrıca bu kategoride yer alan ergenlerin aile içerisinde de sıkıntıların olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Diğer yandan yine güncel araştırma verilerine göre madde kullanan ergenlerin % 24 ünün ise sosyoekonomik düzeyleri çok yüksek ve ekonomik özgürlüklerinin çok geniş olduğu sonucuna varılmıştır. Geriye kalan % 8 lik grubun ise deneme yoluyla madde başladıkları ortaya çıkmıştır.

Yalnız önemli bir nokta var ki ergenlerin çoğunluğu alkol ve sigarayı özellikle arkadaş ortamında bir defaya mahsus denemiş ama kullanmaya devam etmemişlerdir. Madde kullanım oranı erkek ve kız ergenlerde eşit miktarda çıkmıştır ama alkol ve sigara kullanımı erkek ergenlerde daha yüksek çıkmıştır. Yine arkadaş ortamında yada toplulukta maddeyi yada alkol ve benzeri türü bağımlılık ürünlerini deneyenlerde yine erkek ergenlerin oranı daha yüksek bulunmuştur.


Mersin Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!