Endoskopi işlemi, sindirim kanalının değişik bölümlerinin fiberoptik kablolar yardımıyla incelenmesi işlemidir ve yaklaşık 40 yıldır insanlığın hizmetinde olan çok yararlı bir tanı yöntemidir. Bu işlem sayesinde yemek borusu, mide ve bağırsakların hastalıklarının erken tanısı yapılabilmekte, girişimsel işlemlerle de aynı seansta tedaviler uygulanabilmektedir.

Bu yıllar içinde endoskopi alanında pek çok gelişme olmuştur. Öncelikle, son yıllarda işlem sırasında sedasyonda –uyutulma- kullanılan etkili ve güvenli ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlar kısa sürede hastanın uyumasını sağlar, işlem boyunca hasta uyur, işlemden sonra da hasta hızla uyanır ve günlük yaşamına devam eder. İşlem boyunca hastanın kalp atışı, kan basıncı ve kan oksijen düzeyi sürekli gözlemlenir, bu nedenle uyutmadan kaynaklanan olası riskler en az düzeye indirilir.

Endoskopi teknolojisinde görüntü keskinliğinde kaydedilen ilerleme ve yenilikler sayesinde mide ve bağırsak duvarında kanserin öncüsü olan erken lezyonların tanısı daha mümkün hale gelmiştir. Bu şekilde saptanan lezyonlar, yine endoskopik yöntemlerle çıkartılabilmekte ve hasta yaşamına önemli bir katkı sağlanmış olmaktadır. Yine endoskopi ile uygulanan argon plazma lazer gibi yakarak tedavi yöntemleriyle de, bu şekildeki lezyonlar ortadan kaldırılabilmektedir.

Sindirim sistemi kanamaları, endoskopinin tedavide en çok kullanıldığı alanlardan bir tanesidir. Kanayan yaranın (ülser) ya da damarın bulunması, kanamayı durduran ilaç enjeksiyonu ya da metal kliplerle bağlanması gibi yöntemler çoğu kez hayat kurtarıcı olmaktadır. Ayrıca bu tedaviler sayesinde hastaya kan verme ihtiyacı azalmakta ve hastanın hastanede yatış süresi kısalmaktadır.

Son yıllarda tüm dünyada giderek kabul gören bir kullanım alanı da kalın bağırsak kanserinde kolonoskopi taramasıdır. Kalın bağırsak –kolon- kanserleri hem erkek hem de kadınlarda en çok görülen kanser türleri arasında ilk sıralardadır. Kolon tümörleri büyük oranda polip zemininde gelişirler; yani önce bir polip evresinden geçer, daha sonra kansere dönüşürler. Polipler, bağırsak duvarından köken alan, büyüklükleri birkaç milimetreden başlayan ve giderek artan iyi huylu oluşumlardır. Çapları 1 cm. yi aşınca, içlerinde kanser hücreleri gelişme riski belirir (displazi) ve takibeden sürede bunlar aşikar kolon kanserine dönüşürler. İşte, kolonoskopinin yararı burada ortaya çıkmaktadır; kalın bağırsakta görülen polipler aynı kolonoskopi seansı sırasında çıkarılabilmekte ve hasta çok etkili bir şekilde kolon kanserinden korunmuş olmaktadır. Bu nedenle pek çok batı ülkesinde 50 yaşından sonra tüm nüfusa belirli aralıklarla kolonoskopi taraması uygulanır.

Kapsül Endoskopi

Son yıllarda endoskopi alanındaki en önemli yeniliklerden birisi de, kapsül endoskopidir. Bu işlemde esas amaç ince bağırsakların incelenmesidir. Vitamin büyüklüğünde bir kapsül aracılığıyla alınan görüntüler gövdede taşınan bir alıcı cihaza kaydedilir. Kayıt 8 saat boyunca sürer vebu sırada kişi günlük aktivitelerine devam eder. İncelemenin sonunda kapsül kendiliğinden dışkıyla atılır. Günün sonunda alınan ince bağırsak görüntü kayıtları bilgisayarda incelenir. Bu yöntem sayesinde ince bağırsağı tutan iltihaplı hastalıklar (Crohn hastalığı), nedeni aydınlatılamamış sindirim sistemi kanamaları, ince bağırsak tümörleri gibi hastalıkların tanıları konulur.

Yine son dönemde geliştirilmekte olan bir kapsül yöntemi de kolon kapsül endoskopisi ya da kapsül kolonoskopidir. Kalın bağırsak hastalıklarının tanısında en kesin yöntem kuşkusuz ki standart kolonoskopidir. Ama bunun uygulanmasının mümkün olmadığı hastalarda, örneğin sedasyon, yani uyutma işleminin sakıncalı olduğu hastalar, ya da kolonoskopi uygulamasını kesinlikle reddeden hastalarda denenebilir. Yöntemin avantajı, işlem sırasında aynen ince bağırsak kapsül endoskopisinde olduğu gibi hastanın günlük aktivitesine devam edebilmesidir.

Son yıllarda reflü hastalığı tanısında da telemetrik kapsül kullanılmaya başlanmıştır. Reflü hastalığı bazen tipik belirtiler vermeyebilir; yanma ekşime gibi şikayetler olmayabilir. Bunun yerine öksürük, ses kısıklığı, göğüs ağrısı gibi doğrudan reflüyü akla getirmeyen belirtiler oluşabilir. İşte böyle durumlarda yemek borusu alt ucuna yerleştirilen küçük bir kapsül yardımıyla 48 saat boyunca asit ölçümü yapılır ve kayıtlar yine gövdede taşınan bir alıcıya radyo dalgaları aracılığıyla gönderilir. Hasta, bu 48 saat boyunca normal yaşamına devam eder. Kapsül daha sonra mideye düşer ve kendiliğinden dışkıyla atılır. Kırk sekiz saat boyunca alıcıya kaydedilmiş olan kayıtlar da, bilgisayarda incelenerek reflü varlığı araştırılır ve reflü ataklarının hastanın yakınmaları ile olan ilintisi incelenir.

Kapsül yöntemleri, gerek kapsül endoskopi, gerekse pH izlem kapsülü, tanısal yönden çok yararlı katkıları olan noninvaziv endoskopi teknikleridir ve hasta konforu üzerine olumsuz bir etki yapmadan uygulanan yöntemler olarak gelecekte daha yaygın kullanılmaları beklenmektedir.


İzmir Dahiliye uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!