Diyabet Nedir?

Diabetes Mellitus (DM), pankreasın yeterli insulin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşan ömür boyu devam eden kronik ve insülin üreten hücrelerin azalması ile devam eden bir hastalıktır. Normal metabolizma da besinler, vücudun başlıca yakıtı olan glukoza (şeker) dönüşmek üzere bağırsaklarımızda parçalanırlar. Daha sonra bu glukoz bağırsaklardan kana geçer ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bireylerde kana geçen glukoz pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelerin içine taşınır. Şayet insülin hormonu vücudumuzda olmazsa ya da etkisi bozulmuş ise şeker hücrenin içine taşınamayacağı için, glukoz kanda artarak şeker hastalığı dediğimiz kan şekeri yükselmesi (Hiperglisemi) gelişmiş olur. Bu kan şekeri yüksekliği sürekli olarak devam edecek olursa organlarımızda (sinir, göz, kalp, böbrek vs) zaman içerisinde ciddi bozukluklara neden olur.

Tip 1 Diyabet

Tip 1 diyabetin gerçek nedeni bilinmemektedir. Tip 1 diyabet, bu hastalığa genetik yatkınlığı olan kişilerde genellikle viral enfeksiyonlar, stres veya travma gibi bir olay sonrasında tetiklenmektedir. Bunun sonucu genetik yatkınlığı olan bireylerde insülin hormonunun imal edildiği pankreasın beta hücreleri, otoimmün bir süreç sonrası tamamen ortadan kalkar. Böylece bireylerde glukoz maddesini hücrelerin içine sokan insülin hormonu yok olur.

Tüm diyabet hastalarının %5-10'u tip 1 diyabetlidir.

Tanı sırasında hastaların ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, sürekli açlık hissi, kilo kaybı, bulanık görme, yorgunluk ve halsizlik gibi yakınmaları vardır. Bu yakınmalar çoğunlukla son birkaç gün ya da birkaç hafta içinde ortaya çıkar. Son yıllara dek diyabetin bu tipi yalnızca çocuklarda görülmekte iken günümüzde yetişkin yaşlarda da görülmeye başlanmıştır. Tip 1 diyabet olgularının yarısı 15 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Erişkin yaşta (genellikle 25 yaşından sonra) görülen tip 1 diyabet formu "LADA" (latent autoimmune diabetes in adult) olarak adlandırılmaktadır.

Tip diyabetli hastaların bir kısmı bebeklik yaşlarında da gelişebileceği için bu yaş gruplarında hastanın şeker tedavisi kadar vücut gelişimlerinin de yakından takibi gerekir.

Tip 2 Diyabet

Tip 2 diyabet genetik zeminde genellikle obezite ve fiziksel inaktiviteye bağlı olarak görülmektedir. Hastalığın temelinde genetik olarak yatkın kişilerde yaşam tarzı ile tetiklenen insulin direnci ve zamanla azalan insulin sekresyon azalması söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde toplumun %5-10'u tip 2 diyabetlidir. Tip 2 diyabetlilerin yakınmaları tip 1 diyabetlilere benzemekle birlikte daha hafiftir.

Bu sebeple hastalık gerçek başlangıcından yıllar sonra (ortalama 5 yıl sonra) fark edilir, hatta bazen komplikasyonlar geliştikten sonra tanı konabilir. Tip 2 diyabet genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar ve yaşlanma ile sıklığı artar. Bununla beraber, son yıllarda obezitenin çocukluk çağında da artması ile birlikte çocuk ve adölesan çağda da tip 2 diyabet görülmeye başlamıştır. Gelişmiş ülkelerde 15 yaş altında görülen diyabet vakalarının yarısına yakınının tip 2 diyabetli olduğu bildirilmektedir. Buradan dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri bir bireyde tip 2 diyabet ne kadar ilerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa o kadar yan etkiler az görülür. Yani tip 2 diyabeti önleyemesek bile, ortaya çıkışını geçiktirmek de yararlıdır.

DİYABET CERRAHİSİ NEDİR?

Diyabet cerrahisi daha çok metabolik cerrahi olarak isimlendirilmektedir.

Bu cerrahinin obezite ameliyatlarından en önemli farkı özel bir teknik ile ince bağırsakların devre dışı bırakılmaması ve ince bağırsakları bir yer değiştirme ile aşağı kısımına (ileum) mide çıkışına taşınması ameliyatıdır. En çok yapılan ameliyat şekilleri İleal Transpozisyon diğeri ise Transit Bipartisyon ameliyatlarıdır.

Bu ameliyat şekli morbid obez olmayan hastalarda yapılmaktadır. Obez olan ve diyabeti bulunan hastalarda Mide Küçültme (tüp mide) ve By Pass ameliyatları Tip-2 şekeri düşürmekte yeterli olabilmektedir. VKİ 30-35 olan hastalarda İleal Transpozisyon ve Transit Bipartısyon ameliyatları uygulanmaktadır.

Bu işlemle mide küçüldüğü için Ghrelin hormonunun miktarının azalması ve yiyeceklerin sindiriminin başından ince bağırsağın son kısmı ile karşılaşıp olumlu hormon düzeylerinin artışı ve 12 parmak bağırsağının devre dışı bırakılması ile olumsuz hormon düzeyinin azalması ile meydana gelir. Olumlu hormon düzeyin artması pankreas B hücrelerini etkileyerek hormon düzeyinin ve hormon etkinliğinin artmasına sebep olarak kan şekerini ve insülin direncini düşürür. İnsülin kullanan hastalar artık yanlarında buz kalıpları ve insülin taşımazlar. Diyabetin neden olacağı tüm vücut hasarlarından kurtulurlar ve yaşam standartları artar.

Bu tarz ameliyatlar Tip-2 diyabet hastalarda ve tahiller sonucu uygunluğuna karar verilen hastalarda uygulanabilirler.


Antalya Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!