Depresyon aslında bir ruh halini tanımlayan sözcüktür. Ancak aynı zamanda psikiyatrik bir bozukluğu tanımlamak amacıyla da kullanıldığından giderek bir hastalık adı halini almıştır. Depresyon sözcüğünün Latince kökü “depresus” dur; aşağı doğru bastırmak, çekmek, bitkin gamlı-kederli olmak anlamına gelir. Tıbbi terminolojide “çökkünlük” olarak ifade edilir. Bir kişi için depresyonda denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılmaktadır.

Gündelik yaşamda herkes zaman zaman kendini moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissedebilir. Depresyon hastalığının gündelik olağan moral bozukluğu veya demoralizasyondan farkı kişinin sadece:

duygusal olarak üzgün, mutsuz, kederli hissetmesi değil ama yanı sıra

düşünce olarak durumuyla ilgili ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde olması, kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz olarak algılaması ve hatta intiharı çözüm olarak görmesi,

davranış olarak kendini toplumdan soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve isteksizlik göstermesi ve

bedensel olarak uykusunun ve iştahının bozulmasıdır.

Gündelik olaylar mutlaka insanların ruh halini olumsuz etkilemektedir, ancak depresyondan farkı, kişinin bu durumu çözümsüz ve kendisini de yetersiz hissetmemesidir. Gündelik olaylar morali bozulan kişi olumlu gelişmeler ile kendisini yeniden iyi hissederken, depresyon hastalığındaki kişi olaylara bağlı olarak kendini daha iyi hissetmez. Bu nedenle tüm gündelik moral bozukluklarını veya gelip geçici umutsuzluk hallerini depresyon olarak kavramlaştırmak hatalı bir yaklaşım olmaktadır.

Depresyon hastalığının yaygınlığına bakıldığında, 2010 yılı başında yayınlanan bir çalışmaya göre toplumda %8-10 arasında görülmektedir. Veriler kadınların, erkeklerden daha çok depresyonda olduğunu göstermektedir. Yaşam boyu hastalanma riski ise erkeklerde on erkekten bir tanesi, kadınlarda ise her dört veya beş kadından bir tanesi yaşamlarında en az bir kez depresyon hastalığına yakalanacaklardır.

Kadın ve ekeklerde depresyon sıklığı ile ilgili olarak aşağıdaki sıralama yapılabilir (en azdan en sıka doğru):

Evli erkek

Evli kadın

Bekar veya dul kadın

Bekar, dul, boşanmış erkek

Ayrı yaşayan ve boşanmış erkek

Depresyon hem ülkemizde, hem de dünyada önemli bir toplum sağlığı sorunu konumunda halk sağlığını dünya ölçeğinde en çok tehdit eden sorunların başında gelmekte Yüksek yaygınlık dışında tanı güçlükleri içermesi, kronikleşme riskinin artması, yarattığı yeti yitimi ve ekonomik sonuçlar depresyon önemini giderek arttırıyor. Depresyon için bafllang›ç yafl› ortalama 40't›r. Vakalar›n büyük ço¤unlu- ¤unda bafllang›ç yafl› 20 ila 50 aras›ndad›r. Araflt›rmalar›n ço¤u çocuklarda ve yafll›larda depresyonun görülme ihtimalinin düflük oldu¤unu ileri sürmüfltür. Depresyon vakalarının en az yarısı tanı konamadığından dolayı tedavi edilemez. Tedavi edilemediğinde depresyon’un şiddeti artabilir ya da intihar ile sonuçlanabilir. Bunun dışında, depresyon hastaları yaşam içindeki aktivitelerini sürdüremezler ve iş, aile ve sosyal yaşamları olumsuz etkilenir.. Depresyondaki kişi sayısı 350 milyon kişi olduğu tahmin edilmektedir. Depresyon şu anda dünyada en fazla yeti kaybı oluşturan görülen hastalıklar arasında 4. Sırada iken bu durum 2020 yılında ise ikinci sırada olacaktır. Gelişmiş ülkelerde ise yeti kaybı açısından hep birincidir. Aynı zamanda iyi tedavi edilmemiş depresyon alkol ve madde kullanım sorunlarına, başka ruhsal hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Uzamış ve iyi tedavi edilmemiş depresyon bedensel hastalıklara da zemin hazırlamakta ve diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini dahi arttırmaktadır. Her yıl 20 milyon kişi (günde 3000 kişi) intihar girişiminde bulunmaktadır. İntihar eden kişilerden ortalama 1 milyonu ölmektedir. Depresyon hastalarının ortalama üçte biri tedavi almaktadır.

Depresyonun tedavisinde Antidepresan tedavilerin yanında hastalara psikoterapiler uygulanmaktadır. Bu tedaviler çeşitli kuramlara dayanan ve yıllar içinde bilgi birikimiyle temelleri oturtulmuş yöntemlerdir. Bu tedaviler psikanaliz denilen insanın ruhsal çatışmalarını çözmeye yarayan tedaviler ile bilişsel-davranışçı terapi denilen insanın düşünce yapısındaki olumsuz düşünce kalıplarını ve davranış kalıplarını işlevsel olanlar ile değiştirmeye yarayan tedavilerdir. Depresyon olgularının % 85 ya da daha fazlası bilinen olağan tedavi yöntemlerinden yararlanır. Tedavi edilmeyen olgular ise 6-24 ayda düzelirler. % 5-10 kadar olguda ise iki yıldan fazla sürer. Tedavi ile bu süre birkaç hafta ile birkaç aya indirilebilmektedir. Tedaviye erken başlamak yanıt alma süresini kısaltır. %10-15 olgu ise süregen seyir gösterir. Başlama yaşı yönünden aynı aile bireyleri arasında ilişki vardır. Erken başlayanlarda yineleme olasılığı daha yüksektir. Stres etkenleri ile başlaması arasında bir ilişki olabilmekle birlikte bu zorunlu değildir. Depresyon yaşam boyu ataklar ve yinelemelerle sürer.

Depresyon için risk etkenleri nelerdir?

Erken ebeveyn kaybı

Madde ve alkol kötü kullanımı

Anksiyete bozuklukları

Kadın olmak

Erken ebeveyn kaybı

Düşük sosyoekonomik düzey

Ayrı yaşama, boşanmış olma

İşsizlik: İşsizlik depresyonda risk etkeni olması yanında işte verimliliği azalmasının önemli nedenlerindendir.

Daha önce depresyon geçirmiş olma

Yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri

Kişilik yapısı

Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü

Bazı ilaçlar

Tıbbi hastalıklar

Hormonal değişiklikler.

Sonuç olarak, depresyon psikiyatrik hastalıklar için en yaygın olan ve en çok yeti kaybı yapan hastalıklardan birisidir. Doğru tanınıp etkili tedavi edildiğinde bir toplum sağlığı sorunu yaratmamaktadır. Oysa, uzman olmayan kişiler tarafından uygun biçimde tedavi edilmeyen depresyon pek çok başka soruna yol açmaktadır.

Hastanın yakını olarak ne gibi yardımda bulunabilirsiniz?

• Hastayı doktora gitmeye ve ona rahatsızlığını ayrıntılı bir şekilde anlatmaya ikna edin.

• Tedavisi zaman ister. Onun için sabırlı ve anlayışlı olun. Depresyonlu kişiler umutsuz olduklarından ve bu hastalığın hakikaten iyileşip yok olacağını hiç göz önüne getiremediklerinden, daima hastaya ümit veren sözlerle yaklaşın.

• Hastaya büyük aktiviteler teklif ederek ona fazlaca yüklenmeyen (örneğin kalabalık olan şenliklere veya seyahate gitmek gibi). Bundan ziyade, fazla yük oluşturmayacak bir şekilde, onu üzüntüsünden çevirebilecek olan küçük gezilere (örneğin kısa gezintilere) çıkmayı teklif edin.

• Hastalığın kişi üzerinde meydana getirdiği konsantrasyon ve hafıza bozukluğunu göz önünde bulundurun ve hastanın ilacını muntazam bir şekilde alıp almadığını kontrol edin.

• Tedavinin ilk haftalarında belirgin bir iyileşme görülmese dahi hastayı ilacını almaya devam etmeye ikna edin.

• Tüm bunlara rağmen hiçbir zaman hastanın öz sorumluluğunu unutmayın. Bu demektir ki, antidepresan ilacın olumlu etkisinin mi yoksa yan tesirlerinin mi daha ön planda olduğuna hastanın kendisi karar verir.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!