Depresyon, bireyin iletişim biçimlerini, sosyal işlevlerini ve sosyal uyum yeteneğini, algı ve şemalarını, hareketlilik ve etkinlik düzeyini, günlük yaşama dair etkinliklerini ve birçok alanda kişinin yaşama bağlılığını etkileyen, ileri dereceye ulaşmış içekapanıklık, derin üzüntü, acı çekme, melankoli veya keder durumudur.

Kişinin ilişki ve etkinliklerini etkilemeyen, üzgün olma durumu ve kişinin moralinin bozukluğu çoğu zaman depresyon olarak anılır. Fakat klinik depresyon psikiyatrik ve günlük kullanımdaki depresif olma durumundan çok daha farklıdır. Depresif kişi kendisini yorgun, üzgün, tembel, sinirli, motivasyonsuz ve duysal olarak küntleşmiş hissedebilir. Klinik depresyon, normal üzüntü hissinden daha yoğun, sürekli ve kişinin günlük işlerini etkileyecek düzeydeki çökkün bir duygusal durumu ifade eder.

Yaşam boyu yaygınlığının %17-19, bir yıllık yaygınlığının ise %1-9 arasında olduğu bildirilen “Majör Depresif Bozukluk” (MDB) (Angst 1992);

Albert Ellis’e göre insanlar, yanlış akıl yürütme ve akılcı olmayan inançlardan dolayı depresif, kaygılı, sıkıntılı olmaktadır.

Ellis, insanların iyi yada kötü duygusal kaderlerini kontrol ettiklerini düşünür. Bu doğuştan sahip olduklarıyla sonra kazandıklarıyla ve batıl inançlarıyla sürekli tekrarlanmayla kazanılır.

ABC bakımından bu ‘B’ de ne olduğuyla ilgilidir, böylece yaşamımızda bizi harekete geçiren çeşitli olayların duygusal ve davranışsal sonuçları inanç sistemimiz tarafından kontrol edilmektedir.

ABC KİŞİLİK TEORİSİ

A, harekete geçiren olaydır. bir gerçeği, bir olayı veya bir kişinin tutumunu içerir.

B, kişinin A hakkındaki inançlarından ve sözel olarak ifade ettiklerinden oluşur.

C, sonuç veya kişinin duygusal tepkisir. mutsuzluk veya duygusal rahatsızlık ortaya çıkar.

A: Kişinin kendine, çevresine ve geleceğe yönelik olumsuz değerlendirmelerde bulunması.

B: Olumsuz düşüncelerin otomatik olarak ortaya çıkması: Kişi daha önceden plan yapmadığı ve düşünmediği halde bu olumsuz düşünceler otomatik olarak ortaya çıkar.

C: Bilgi işlemede ve algılamada sistematik hataların olması.

- Seçici Olarak Olumsuza Odaklanma ve Olumlu Şeyleri Gözden Kaçırma

- Olumsuz Olayları Abartma

- Olumlu Olayları Küçümseme

- Olumsuz Olaylardan Yola Çıkarak Aşırı Genellemelerde Bulunma

- Ya Hep Ya Hiç Tarzında Düşünme

- Olaylardan Keyfi ve Kendine Göre Çıkarsamalarda Bulunma

İşlevsel olmayan şemalar: Çocukluk döneminde başlayan ve yaşam boyu gelişen oldukça güçlü sayıtlılardır.

Örneğin: Kişinin ne kadar iyi karakteri olursa olsun, kendini değerli hissedebilmesi için başkalarının ona iyi biri olduğunu söylemesi gerektiğine inanması.

Depresif Bozukluk Tanı ve Risk Faktörleri

1. Bireyin kendini mutsuz, karamsar, kederli, gergin ve ağlamaklı hissetmesi.

2. İlgi ve istek azalması veya hiçbir şeyden zevk alamama.

3. Yorgunluk, enerji azalması, bitkinlik, kişinin kendini halsiz ve güçsüz hissetmesi.

4. Uykuya dalamama, sık sık uyku parçalanması, çok uyuma ve kişi çok uyuduğu halde kendini hiç uyumamış gibi hissetmesi.

5. Dikkat toplamada dağınıklığı ve odaklanma sorunu.

6. İştahsızlık ve kilo kaybı ya da aşırı yeme davranışları.

7. Kendine güven azalması, değersizlik ve suçluluk duygusu.

8. Ölüm ve intihar düşünceleri.

9. Hareketlerde ve konuşmalarda yavaşlama.

10. Anksiyete, endişe, daralma, gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali.

11. Kontrol edilemeyen kolay ve çabuk sinirlenme hali.

12. Bireyin kendine çevresine ve geleceğine karamsar ve umutsuz yaklaşması.

13. Cinsel isteksizlik.

14. Hazımsızlık ve vücut ağrılarının görülmesi.

Bu belirtilerden en az 5 tanesinin, en az 2 haftadan beri kişinin iş, okul ve aile ilişkilerini bozmaya, gününün büyük bir kısmını bu duygularla başetmek için harcamaya ve kontrol edilemez bir hale geldikten sonra bireye depresif bozukluk tanısı konulabilmektedir.

Kişinin bir yakınını kaybetmesi sonrasında tutulan yas ve geçici hüzün duygusu depresyondan ayırt edilmelidir. Yaşam akışı içinde kişinin yaşadığı başarısızlıklar ve de karşılaştığı güçlükler, travmalar, ağır stresli yaşam olayları karşısında gösterilen tepkiler ayırıcı tanıda değerlendirilmelidir.

Bireylerin stresör faktörler karşısında depresif belirtler göstermesi gözlenebilen bir durumdur. Böyle dönemlerde kişilerin yaşamsal kararlar vermeleri, yalnız kalmaları, ağır ve tehlikeli işler yapmaları risk oluşturmaktadır.

Aile fertlerinde depresif bozukluk olması, ağır ve zorlayıcı kabul edilecek yaşam koşullarının olması, sevilen birinin kaybı veya terk edilmek, kötü aşağılayıcı muameleye maruz kalmak, ağır bir fiziksel hastalık geçirmek, uzun süreli bakım ve tedavi gerektiren fiziksel bir hastalığa yakalanmış olmak, baskıcı veya aşırı ilgisiz ailede yetişen pasif ve içe dönük bireyler depresyona daha yatkın olduğu bulgulanmıştır.

Depresyonda olan kişilerin intihar girişiminde bulunma riski vardır. Depresyon geçiren bireylerin psikoterapi ve psikiyatrik tedavi almaları gerekir. Depresyon, tedavisi mümkün olan bir bozukluktur. Depresyonda olan kişinin öncelikle tedaviyi kabullenmesi gerekir. Depresyon için en uygun tedavi yöntemi; ilaç tedavisi ve psikoterapilerin birlikte yürütülmesidir.

İlaç tedavisine ek olarak uygulanan psikoterapi ile kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesi ve hastalıkla mücadele etmesi için daha aktif olması amaçlanır.

Farkındalığa İlişkin Hususlar

Depresif bozukluk olan bireyleri, dinlemeye zaman ayırın ve anlamaya çalışın.

Bir sorun hakkında konuşmanın zayıflık değil güçlülük olduğu görüşünü aktif şekilde destekleyin.

Sorunu çözmek için kendinizi baskı altında hissetmeyin, destek ve yardım bireysel çabalarla değil iyi ekip çalışmasıyla sağlanır.

Bir insanın hayatının “emek harcamaya” değip değmediği konusunda yargıda bulunmayın.

Bireyleri sadece olayları anlatmak yerine kendilerini nasıl hissettiklerini paylaşmaya teşvik edin.

Şimdi ve buradaya odaklanın.

Sosyal faaliyetleri artıtın.

İntiharın ve Kendine Zarar Verme Davranışlarının Önlenmesine Yönelik Kilit İlkeler

Bakım ve gözetim, aile, uzman ve çevredeki diğer kişiler arası çalışma ile başarılabilir.

Risk tespit edildiğinde herkesin önlem alması yararlıdır.

“Risk altındaki” bireylerle ilgili kararları, bireyler değil ekipler vermelidir.

Aile danışmanlığı ile bakım ve gözetim planları, desteğin yapılandırılma yöntemidir ve değerlendirilen bireyin ihtiyaçlarını ve risk seviyesini yansıtmalıdır.

Kendine zarar veren ya da intihar girişiminde bulunan bireyler, gözetim altında tutulan yataklı tedavi kurumlarında bulunmaları yararlıdır. Araştırmalar, uyarıcı bir sistemin krizden kurtulmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

“Risk altındaki” bireylerin bakım ve gözetiminde, destekleyici ilişkiler ve sistemler çok önemlidir.

Değerlendirme teknikleri intiharları azaltmada tek başlarına yeterli olmadıklarından bireylerin kendilerini güvende hissedecekleri ve yardım isteyebilecekleri bir ortam yaratmak yararlı olacaktır.

Bireylerin kendilerini işin içinde hissetmeleri yararlıdır.

Uzm. Psk. Dkt. Engin OLGUN


Hatay Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!