Psikolojik nedenlere bağlı olarak yaşanan, komplike davranış biçimleri ile kişiden kişiye farklılık gösteren cinsel istek bozukluğudur. “İnhibe cinsel istek (İCİ)” ya da “Azalmış Cinsel İstek Bozukluğu” da denmektedir. Yaygın olarak rastlanan nedenler; kadınların toplumsal rolündeki değişimin yarattığı güç mücadeleleri, ebeveyne (anne-baba) yönelik çözümlenmemiş çocukluk dönemi kızgınlıklarının bıraktığı etkiler ve bunların eşe yöneltilmesi, yakınlaşma ve bağlanma sorunlarıdır.

Atipik depresyonu ya da panik bozukluğu olan hastalarda tipik olarak görülen reddedilmeye karşı aşırı tepkiler, ayrılık, partnerlerden biri ya da her ikisi tarafından yapılan tenkitler, bu kitlede de çok rastlanmasının nedenlerindendir.

Cinsel isteksizlik görülen kişilerde aşağıdaki davranışlar görülebilir:

1- Çoğunlukla örtük plan cinsel kaçınma davranışı

2- Cinsel duyguları engelleyen “karşıt fanteziler” kurmak. (Bu durum partnerin olumsuz yönlerine odaklanma, sevişme öncesi veya sırasında kaygı uyandıran sorunları takıntı haline getirme şeklini alabilir.

3- Performans kaygısı

4- Cinsel deneyimler sırasında yeterli fiziksel ve /veya psikolojik uyaranlardan kaçınmak

5- Sekse yardımcı erotik fantezileri bastırmak ya da bunlardan kaçınmak

Bu soruna yönelik cinsel terapi yöntemleri, etkin olan nedenleri değiştirmek için çeşitli davranışsal ödevleri içermektedir.

VAJİNİSMUS

Kadında alt Perinel kasların, cinsel birleşme esnasında iradesinden bağımsız olarak kasılmasıyla birlikte koyutusun (birleşmenin) imkânsız hale gelmesidir. Kadın vajinaya giren bir şeyi reddeder. Vajinismus, vajinal penetrasyona yönelik girişimlerin vajinal girişte istemsiz spastik bir kısılmaya neden olduğu için cinsel ilişkinin mümkün olmadığı bir bozukluktur. Tanısı yalnızca “pelvik muayene” ile konabilir. Mekanik bir problem değildir. Kadın ilişkiye (birleşmeye) vajinada değil beyinde giremez. 3 türü vardır:

1- Primer Vajinismus: Hiç cinsel birleşmeye girmeden yaşanır.

2- Seconder Vajinismus: Duruma göre /sonrasında yaşanan vajinismus

3- Atipik Vajinismus: Tipik olmayan, normal seyirlerde devam etmeyen vajinismus’tur.

Fiziksel hastalık, bilinçli ya da bilinçdışı korku ve /veya suçluluk gibi psikolojik olarak acı veren duygular, travmatik cinsel saldırılar, vajinismusun ortaya çıkması ve devam etmesi ile ilişkilendirilmiştir. Bazen neden olan travmatik yaşantılar tespit edilmeyebilir.

Vajinismusun ülkemizde görülme sıklığı; her 10 kadından biri denebilir. Bilinenin aksine eğitimli kadınlarda daha çok görülmektedir. Cinsel terapi yöntemleri ile mükemmel bir şekilde çözülebilen bir sorundur.

ERKEN BOŞALMA (Prematüre Ejakülasyon)

Erken boşalma tabiri yerine “denetimsiz boşalma” ya da “Kontrolsüz boşalma” gibi kavramları kullanmak daha yerinde olacaktır. Çünkü belirlenen standart bir süre içinde değil, partnerlerin her ikisinin de haz ve doyumu sağladığı onlara özel olan birleşmeye yönelik bir zamanda oluşan “ejakülasyon” (boşalma) dan söz edilmektedir.

Denetimsiz boşalma, erkeğin boşalma refleksi üzerinde yeterince istemli kontrol sağlayamamasıdır. Boşalma (ejakülasyon) istemli olarak kontrol altına alınabilir bir reflekstir.

Normal bir kişi orgazmı erteleyip, istediğinde de “serbest bırakabilir.” Erken boşalmada erkek bunu yapamaz. Uyarılmanın kritik bir aşamasına gelir gelmez refleksif bir şekilde boşalır.

Bir refleksi, örneğin idrar yapma ve dışkılama gibi, ortaya çıkaran duyumların bilinçli bir şekilde algılanması istemli kontrolü öğrenmenin ön koşuludur.

Diğer tedavi biçimlerine dirençli olmasına rağmen, “denetimsiz boşalma” vakaları cinsel terapi ile kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Hastaların orgazmı haber veren duyumları net bir şekilde algılamasına yardımcı olmayı sağlayıcı (partnerin de yanında olduğu ve katıldığı rahat koşullarda) teknikleri içerir.

SERTLEŞME BOZUKLUĞU – İKTİDARSIZLIK (EREKTİL DİSFONKSİYON – EREKTİL İŞLEV BOZUKLUĞU)

Ereksiyon (sertleşme); sağlam bir sinir sistemi, hormanal koşullar, penisin sağlıklı olması, yeterli vasküler kaynağa bağlı olan nörovasküler damarsal bir reflekstir.

Sertleşme bozukluğu yani erektil işlev bozukluğu ise bu reflekste görülen çeşitli durumlardaki sorunlardır.

Genital sistem fiziksel açıdan sağlam olsa bile, ereksiyonu kontrol eden otonom vasküler refleksler, bilinçdışı çatışmadan ve duygulardan kaynaklanan aksamaya hassas ve bağımlıdır.

Sakin bir duygusal durum ve çatışmadan uzak bir süreç erektil reflekslerin aksamaması için gereklidir. Ülkemizdeki erkeklerdeki görülme sıklığı % 30-40 arasındadır.

Birçoğunun nedeni ilişkisel problemler olarak görülmektedir. Hem bilinç dışı ve iç psisik hem de ikili çatışmalar erektil işlev bozukluğuna neden olabilir.

Klinik uygulamalarda görülen erektil bozuklukların çoğu daha basit, daha kolay iyileştirilebilir duygusal etkenlerden kaynaklanmaktadır.

Bunlar, performans kaygısı, kadın tarafından reddedilme korkusu, geçmişte yaşanan kısa süreli ereksiyon sorunundan dolayı gelişen sertleşmeye yönelik beklentiler ve cinsel zevk konusunda kültürden kaynaklanan suçluluk duyguları gibi etkenlerdir.

Bu tür basit nedenlerden kaynaklanan sertleşme bozuklukları cinsel terapi ile oldukça uyumlu olabilmektedir.

CİNSEL SOĞUKLUK (CİNSEL İŞTAH KAYBI)

Cinsel isteksizlik ile ilgili nedenler ile benzer psikolojik sorunlardan kaynaklanabilir. Fakat depresyonun, alkolizmin, başka madde kötüye kullanımlarının, prolaktin salgılayan hipofiz bezi tümörlerinin, kadın ve erkekte testasteron yetersizliklerinin, beta-adrenerjik blokaj yapan ilaçların ve başka sayısız, daha az rastlanan hastalık durumlarının ve ilaçların biyolojik dışa vurumunu da temsil ediyor olabilir.

Cinsel isteksizlikte görülen davranışlar burada da görülmektedir. Yine cinsel soğuklukta etkili olan nedenleri değiştirme amaçlı davranışsal ödevler ile cinsel terapi uygulanmaktadır.

CİNSEL TİKSİNTİ BOZUKLUĞU ve CİNSEL FOBİLER

Cinsel tiksinti bozukluğunun nedeni; hastanın mantık dışı cinsel korkuları ve cinsellikten duyduğu iğrentidir. Kişinin korkuları veya onu iğrendiren durumdan kaçınmasını sağlayan zorlayıcı dürtüsü fobik semptomları sürdürmektedir. Bazen tiksinti yada fobik kaçınma, normal bir kişide tekil bir semptom olarak görülür.

Başka vakalarda ise cinsel fobi iç psişik ve nevrotik süreçlerin semptomatik bir dışa vurumudur ve çoğu zaman hastanın hissettiği cinsel tiksinti yaşadığı sorunlu ilişkiye özgüdür. Ayrıca bulgularımıza göre, cinsel fobileri olan hastaların büyük bölümünde altta yatan panik bir bozukluk da mevcuttur.

Bu tip hastalarda cinsel terapi sürecinde paniği bloke eden ilaçlarla desteklemek gerekebilir. Cinsel tiksintinin ve cinsel fobilerin nedenlerine, hangi duruma ne şekilde tepki verdiğine göre değişen cinsel terapi yöntemleri uygulanmaktadır.

GEBELİK PSİKOLOJİSİ

Kadın gebelik sürecinde öncelikle bedeninde olan değişikliklerle–hormonların da etkisiyle–bir dizi duygusal değişimler de yaşar. Bedeni ile ilgili algısı cinselliğine bakış açısında da değişimler yaşanmasına yol açar. Sürece bebeği ve eşinin duyguları, tutumları da katılır.

Kadın önce bedenindeki bu değişimin duygularına nasıl yansıdığına odaklanır, sonra karnındaki bebeği hissedip kabullenip onu da anlamaya çalışır, onu düşünmeye başlar.

Tam da bu dönemde partnerine ihtiyaç duyar. Duyarlılık, ilgi, sevgi ve paylaşım bekler. Bu hem duygusal hem de bedensel olarak beklediği bir paylaşımdır. Gebelik döneminde yanlış inançların aksine (cinsellik yaşanmamalı) cinsel birliktelik (doktorun belirlediği sınırlar ve süreye kadar) yaşanmasında bir sakınca yoktur.

Özellikle erkeğin gebelik sürecinde kadından uzaklaşması (bebeğe zarar gelir düşüncesi ile) kadının kendini daha yalnız ve ötelenmiş hissetmesine yol açabilir. Erkeğin hem fiziksel hem de duygusal yakınlığı; kadının gebelik sürecini ruhsal olarak daha sağlıklı ve dengeli yaşamasında çok önemli bir faktördür. Şunu unutmamak gerekir ki; “bir çocuğu sevmenin en iyi yolu, öncelikle onun annesini sevmektir.”

CİNSEL KİMLİK PROBLEMİ

Doğduğumuzda anatomik, genetik ve biyolojik olarak belli olan cinsiyete “biyolojik cinsiyet” denir. 2-3 yaşlarında da kişi kendisini “kız” ya da “erkek” olarak hissetmeye başlar. Buna “cinsel kimlik” denir. Genellikle “biyolojik cinsiyet” ile “cinsel kimlik” örtüşür. Ancak bazen örtüşmez.

Örneğin; kişinin “biyolojik cinsiyeti” “kadın” iken, kendini “erkek” gibi (yani cinsel kimliği erkek) ya da tam tersi “biyolojik cinsiyeti” “erkek” olmasına rağmen, kendini “kadın” gibi (yani cinsel kimliği kadın) hissedebilir. Bu duruma “transseksüalite” denir. Kişi kendisiyle, bedeniyle ilgili ruhsal çatışmalar ve gerginlikler yaşayabilir. Cinsel kimlik problemleri de bu şekilde yaşanmaya başlar.

Kişi aynı zamanda içinde bulunduğu aile, yakınları, arkadaş çevresi ve de toplum ile de sorunlar yaşayabilir, uyum problemleri görülebilir.

Araştırmacılar transseksüalitenin biyolojik, genetik, ailevi, sosyal ve kültürel faktörlerden kaynaklandığı konusunda hem fikirlerdir. Cinsel kimlik bozukluğuna neden olacak bir faktör saptanamamıştır.

Eldeki veriler transseksüalitenin genetik, fiziksel ya da hormonal bir bozukluktan kaynaklanmadığını göstermektedir. Sonuç olarak transseksüellik bir seçim değildir, başkalarının hataları ile oluşmuş bir bozukluk da değildir. Sadece bir farklılıktır.

Cinsel kimlik problemlerinin tedavisinde kişinin arzu ettiği cinsiyet ile ilgili yaşam deneyimleri kazanmasına yönelik yapıcı, kendine ve çevresine uyum sağlamasını kolaylaştırıcı yöntemler uygulanmalıdır.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!