Cinselliğin ilk evresi cinsel istektir. Fizyolojik, psikolojik, kültürel ve çevresel etkenlere göre değişebilir.

Cinsel istekte azalma; cinsel düşünce ve fantezilerin, cinsel birleşme ve orgazma ulaşma sıklığının azlığı ya da yokluğu, cinsel bir etkinliği başlatma, katılma ya da yanıt verebilme motivasyonunun yetersizliği olarak tanımlanır.

Cinsel terapiste en sık başvuru nedeni olan cinsel isteksizlik, kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Klinikte, cinsel ilişki sıklığının azalması, partnerin çekici olarak görülmemesi, ya da açık olarak isteksizlik yakınması şeklinde ifade edilebilir. Hastada cinsellikle ilgili düşüncelerin ya da fantezilerin çok az olduğu ya da hiç olmadığı, cinsel içerikli uyaranlara karşı tepkinin az olduğu ve cinsel ilişki başlatmada ilginin az olduğu görülebilir.

Primer cinsel isteksizlik, ergenlik döneminden başlayarak, yaşamın tamamı boyunca sürer. Cinselliğin yasaklandığı, tutucu toplum ve kültürlerde sık görülür. Küçük yaşlardan başlayarak uygulanan cinsel yasak ve baskıların doğal sonucu olarak, cinsel güdülerin bastırılması, kişinin giderek cinselliğe ve hatta kendi bedenine yabancılaşması olarak da algılanabilir.

Yaşlanma, gebelik, lohusalık ve menopoz; fizyolojik olarak cinsel istek azalmasına yol açabilir. Menapoz sonrası dönemde de, kadınlarda en sık görülen ( yaklaşık % 40-50) cinsel işlev bozukluğu,cinsel isteksizliktir.

Cinsel istek, yaş ile birlikte hem kadın hem de erkeklerde azalmakta, ancak cinsel istek azalmasından yakınma derecesi de yaşla birlikte azalmaktadır.

Cinsel istek azlığı anksiyete, depresyon, bağlanma güçlüğü, kişilik bozuklukları ve diğer psikiyatrik hastalıkların sonucunda gelişebilir. Bazen de tedavi için kullanılan ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir.

Cinsel istek en çok partner ile ilişkili faktörlerden etkilenebilmektedir. İstek sorunları, ilişkinin yolunda gitmediği ile ilgili bir gösterge olabilir. Ancak ilişki uyumunda belirgin bir sorun olmadan da cinsel işlev bozuklukları olabilir.

Kültür de cinsel istek üzerinde önemli bir faktördür. Cinsellikle ilgili aşırı katı, yargılayıcı tutumlar, dini ve kültürel adetler, cinsel istekte azalmaya neden olabilmektedir.

Cinsel isteksizlik hem kadın hem de erkeklerde cinsel ilişki sıklığını etkiler. ‘Normal’ olarak tanımlanan bir cinsel ilişki sıklığı yoktur.

Cinsel ilişki sıklığını etkileyen birçok faktör vardır: yaş, eşitlik, ilişki ve iletişim kalitesi, gebelik, zaman ve mekan özellikleri, doğum kontrol yöntemlerinin kullanımı gibi.

Kadınlarda azalmış cinsel istek son yıllarda tartışılmaktadır ve birçok anlamda erkek cinsel isteksizliğinden farklı olduğu düşünülmektedir. Birçok kadının kendiliğinden cinsel istek yaşamadığı, ancak cinsel aktivite başladıktan sonra yanıt verdikleri ve ilgi duyduklarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Cinsel isteksizlik yaşayan kadın, partnerinin baskısı veya suçluluk ve suçlanmadan kaçınma nedeniyle cinsel ilişkiye devam edebilmektedir. Cinsel isteksizlik yaşayan erkek ise, ikincil olarak sertleşme bozukluğu da yaşayabilmektedir. Bununla birlikte birçok araştırmacıya göre kadın ve erkeklerin kendi içlerindeki istek farkı, cinsiyetler arasındaki farklardan daha fazladır.

Cinsel isteksizlik, her yaştaki ve her sosyokültürel durumdaki kadın ve erkekleri etkileyebilen, sık görülen, çok çeşitli faktörlerden etkilenen bir cinsel işlev bozukluğudur. Çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabildiğinden, cinsel terapiye başlamadan önce ayrıntılı bir değerlendirme (hem cinsel öykü, hem yaşam öyküsü) yapmak önemlidir. Bazı durumlarda üroloji ve kadın doğum muayenesi de gerekebilir. Bazen sadece cinsel bilgilendirme sorunu çözebilirken, bazen uzun süreli bireysel psikoterapi gerekebilir. Cinsel isteksizlik, kötü giden bir ilişkiden kaynaklanıyorsa, cinsel terapiden önce çift terapisi önerilebilinir.


İzmir Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!