Cinsel işlev bozukluğu pratikte seks terapisi ve çiftlerin terapisinde sık başvuru nedenlerinden biridir ve yaklaşık erkeklerin %20'sinde kadınların %33’ünde cinsel istek azlığı ya da yokluğu ile kendini gösterir. (laumann Palik, & Rosen, 1999). Tedavideki çiftlerin 50'den fazlası yetersiz cinsel istekten şikayetçidir. Cinsel istek bozukluğu toplumda sık olmasına rağmen neden olan birçok biyopsikososyal faktöre bağlı olarak karmaşık ve tedavisi zor bir seksüel problemdir. Örnek vermek gerekirse bireyin duygu ve inançları, cinsel yakınlık, ilişki sorunlar bazı olgularda ise aile kökenli sorunlar ve travmalar etkili faktörler arasında sayılır. Hormon dengesizliklerinin ve diğer fiziksel faktörlerin de katkısı olabilir. Ayrıca çiftlerde cinsel işlev bozukluğu ile birlikte diğer cinsel işlev bozuklukları bulunabilir (Weeks & Gambescia, 2002). Örneğin ilişki sırasında ağrısı olan bir kadının yavaş yavaş erkeğe karşı arzusunu kaybederek orgazm problemleri geliştirmesi mümkündür. Bu nedenle tedavide kısa bir protokol izlenmemeli ve tedavi kapsamlı, esnek ve çiftlere özgü olmalıdır. Cinsel işlev bozukluğu tanısı için üç kriter dikkate alınarak belirlenir: Cinsel fantezi, arzu ve cinsel aktivite isteğinde eksikliktir. Bu fantezi arzu yokluğu kişisel ya da kişilerarası sıkıntının işareti olarak görülür. Bazen arzu hissetmek isteyen ancak tecrübe edemeyenler de bireysel sıkıntı daha fazla hissedilir. Başka bir durumda çiftlerin arasında cinsel arzularda belirgin fark olması nedeni ile oluşan hayal kırıklığı ve gerilimdir. Cinsel işlev bozukluğu kişinin hayatında yasam boyu cinsel arzunun yokluğu ile ilişkili tipik bir durum olabilir. Tipik olarak bu kişiler her türlü cinsel fantezi ve kendini memnun etmekten uzaktır. Bu durum belirli durumlarda ve belirli partnerlere spesifik olabilir. Sistemik Yaklaşım Bu yaklaşımın amacı cinsel işlev bozukluğu tedavisine kapsamlı bir yöntem sunmaktır.

1) Her bir partnerin biyolojik ve psikososyal dinamikler

2) Çiftin ilişkisi

3) Aile kaynaklı ve geçmişte kazanılmış faktörler Cinsel işlev bozukluğu semptomların çiftin ilişki dinamiği içinde gömülü olduğundan cinsel belirtilerin izolasyonu ile tedavi edilemez.

Bunun yerine tüm bileşenlerin sistemik değerlendirilmesi ve tedavisi kabul edilir. Bireysellik: Bireysel özelliklere çiftlerin yaşı, hormonsal özellikleri fiziksel sağlığı, cinsel işlevleri gibi pek çok faktör katkıda bulunur.

Örneğin; yaşlanma hormonal sistemin cinsel arzu üzerinde ki normal süreçte görülen olumsuz etkisidir. 25 yıldır sevgi dolu evliliği olan bir kadında menopoz sonrası cinsel istekte azalma görülebilir. Kişinin psikolojik gücü, sınırlamaları, değerleri, tutumları bu kategoriye dahildir. Örnek olarak bir bireyin düşük benlik saygısı nedeniyle cinsel yakınlığa kayıtsız görülebilir. Cinsel isteği kaygı azaltır. Kaygı endişe cinsel zevki engelleyebilir.

Etkileşim: Birçok ilişkisel faktörün cinsel iklime etkisi vardır. Bu faktörlere örnek olarak cinsel iştah farklılığı, kızgınlık, güç anlaşmazlıkları, seviye farklılıkları iletişim eksikliği verebiliriz. Bazen arzu eksikliği dengesiz bir ilişkinin tanımlayıcı gücüdür. Kuşaklararası özellikler: Partnerlerin her birinin ailevi özellikleri, dini inançları, kültür özellikleri, tutumları ve değerleri farklıdır.. Sıklıkla cinsel bilgisizlik, gizlilik ve travma aile içinde öğrenilen erken sosyal deneyimlerdir. Bu bakış açısının zamanla değişmesi için çevresel ve toplumsal etkiler ışığında cinsel yakınlaşma konusunda eğitim ile düzelebilir. Sistemik olmayan Problemler HCIB tedavisinde önemli bir sorun tedavinin cinsellik, evlilik ve aile gibi kavramlar üzerinde parçalanarak ayrı sorunlar olarak ele alınmasıdır. Bu zorluk cinsiyet ve evlilik gerçeğinden kaynaklanır ve aile terapisi farklı bir klinik tablo olarak ele alınır (Weeks, 2004) Ayrıca bazı modellerde semptom üzerine odaklanır, cinsel zorluk tedavisi ve gelişimi üzerinde çiftlerin katkısı göz ardı edilir. Bu tedaviler sistemik olmadığı için davranışsal açıdan yetersiz kalmaktadır. Cinsel sorunlar çifti etkiler ve ilişki sorunlarına bir şekilde katkıda bulunur. Bu nedenle çift tedavinin odak noktasında olmalıdır. Bugün cinsel işlev bozukluklarının tedavisinin tıbbi ve psikolojik olarak ayrılması tedavide başka bir engeldir. Şuanda cinsel sorunların tedavisinde farmakolojik yaklaşımlar popüler olsa da, bazı bireyler psikoterapi üzerinde ilaç tedavisi arayışına girmektedir. Sıklıkla bireyler cinsel işlev bozukluğu nedenini fiziksel olarak görerek partnerleri olmaksızın tıp doktoruna başvurur. İlaç bireyin beklediği sonuçlar getirmezse birey kötümser hale gelebilir. Sık sık ilişkisel bileşenler değerlendirilmediğinden tedavi başarisiz olabilir. Tersine birçok terapistte gerektiğinde tıbbi konsültasyonlar istemeyerek biyolojik bilgileri gözden kaçırabilir. Ön Değerlendirme: Cinsel işlev bozukluğu tedavisinde kapsamlı değerlendirme ilk telefonla başlar. Terapist çiftlerden hangisinin problemi olduğunu, süresini ve tedaviden beklentisini gözlemlemelidir. Bundan sonraki birkaç seansta terapist sorunun nedenleri ile ilgili hipotezler oluşturmaya baslar. İlk izlenimler, bireysel tepkileri, ilişkileri ve ortak hayatları incelenmelidir. Tedavinin erken döneminde hedefleri keşfetmeli ve çiftin beklentilerini tespit etmelidir. Odaklanmış Değerlendirme: Terapist cinsel ilişkiyi değerlendirme odaklı sorular sorarak çift hakkında derin bir araştırmaya başlar.

1)Ne sıklıkla seks yaparsınız?

2- Ne sıklıkla seksten hoşlandığınızı hissediyorsunuz?

3- Cinsel arzu seviyenizin çok düşük olduğunu hissediyor musunuz?

4-Ilk olarak arzunuzu kaybettiğinizi ne zaman hissettiniz? O zaman ne yapryordunuz?

5- Cinsel arzunuzu hızla mi yoksa yavaş mı kaybettiniz?

6-lliskinizin erken dönemlerinde cinsel arzunuz nasıldı?

7- Sağlığınızda bir değişiklik var mı? Kullandığınız ilaç varmı?

8- I den 10'a kadar puanlamanız gerekirse arzu eksikliğinizin seviyesi kaçtır? Seks öncesi mi? Seks sırasında mı?

9-Seks ve fantezilerinizi ne sıklıkla düşünüyorsunuz?


Osmaniye Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!