Sevda ile Hasan için evlilik daha ilk geceden bir karabasana dönüşmüştü. Severek evlenmişlerdi, birbirilerini çok istiyor ve arzuluyorlardı, ancak ne ilk gece ne de onu takip eden bir hafta boyunca cinsel birleşmeyi gerçekleştirememişlerdi. Sevda cinsel ilişkiye girecekleri an geldiğinde kasılıyor ve eşini itiyordu, Hasan ise Sevda’nın tepkisini gördüğünde paniğe kapılıyor ve ereksiyonunu yitiriyordu. Bu durum her ikisini de umutsuzluğa ve karamsarlığa sürüklüyordu. Bu sorunun sadece kendi başlarına geldiğini ve asla çözemeyeceklerini düşünüyorlardı. Bir hafta geçtikten sonra bir doktora başvurmaya karar verdiler. Ancak gittikleri doktor, Sevda’nın kızlık zarının çok kalın olduğunu ve asla ilişkiye giremeyeceklerini söyledi ve ameliyatla kızlık zarını almayı önerdi. Sevda çok korkmasına rağmen operasyonu kabul etti, ancak kızlık zarı alınmasına rağmen ilişki yine gerçekleşemedi. Sevda ile Hasan bir kez daha yıkılmıştı. Zaman geçtikçe bu sorunla yaşamaya alıştılar ve kendiliğinden çözülür diye düşünerek oluruna bıraktılar. Böylece 4 yıl geçti, artık cinsel ilişkiye girmeyi denemiyorlardı bile. Ancak çevreden de neden çocuk sahibi olmadıklarına ilişkin baskılar artmıştı ve çift huzursuzluk içindeydi. Son bir defa şanslarını denemeye karar verdiler ve cinsel konularda uzman bir terapiste başvurdular. Terapist çiftin önce cinselliğe bakış açısını değiştirmesi yönünde telkinde bulundu. Onların birbirlerine yakınlaşmaları ve birbirlerinin bedenlerini keşfetmelerine yönelik ev ödevleri verdi. Sorunun çözülebileceğini bilmek çifti rahatlattı ve terapistin rehberliğinde kısa bir sürede sorunlarını çözdüler.

Herhalde üzerinde bu kadar çok düşünülen ama bir o kadar da bastırılan ve yok sayılan çok az konu vardır. Ne yazık ki cinsellik de bunlardan birisidir. 21. yüzyılda olmamıza rağmen, ülkemizde cinsellik hala ayıp, günah, yasak ve tabu olarak görülmektedir. Bunun üzerine cinsel eğitimsizlik, bilgisizlik ve cinsel mitler de eklenince yeni evli çiftlerin cinsel ilişkilerinde sorun yaşamaları çok doğaldır aslında.

Vajinismus, Bağlanma ve İlk Gece Sendromu

Son dönemde yeni evli çiftlerde en sık rastladığımız cinsel işlev bozukluklarından biri Cinsel İlişkiye Girememe Hastalığı (CİG)’dir. CİG’i evliliğin ilk günlerinde cinsel ilişkiyi gerçekleştirememe olarak tanımlayabiliriz. Bunun temelinde cinsel mitler dediğimiz cinsellik hakkındaki yanlış inanışlar, bilgisizlik, ilk ilişkiye dair korkular, kızlık zarında kanama olacağı beklentisi, performans anksiyetesi de denilen başaramama korkusu yer alır. CİG klinik olarak karşımıza 3 şekilde çıkmaktadır: Vajinismus, bağlanma ve ilk gece sendromu. Eğer sorun cinsel ilişki sırasında vajina kaslarının ve tüm vücudun kasılıp ilişkiye izin vermemesinden kaynaklanıyorsa buna vajinismus adını veriyoruz. Vajinismus ülkemizde kadın cinsel işlev bozuklukları arasında ilk sıralarda yer almaktadır, tedavisi mümkündür ve başarılı sonuç verir. Vajinismusun çeşitli nedenleri olabilir ancak en sık gördüğümüz nedenleri ilk ilişkinin acılı, ağrılı olacağından ve kızlık zarının kanamasından aşırı derecede korkma, cinselliğe dair olumsuz duygu ve düşünceler, cinselliği zevk alınacak bir olay olarak değil de katlanılması gereken bir görev veya mecburiyet olarak görme, hep iyi kız-cici kız olmaya alışmış olma ve eşe karşı içte birikmiş öfke, kızgınlık ve olumsuz duygulardır. Eğer CİG erkekten kaynaklanıyorsa, buna da bağlanma adını veriyoruz. Bu durumda erkek cinsel ilişkiye girmeye yetecek ereksiyonu sağlayamaz ya da ilişki gerçekleşmeden boşalır. Bağlanmanın nedenleri de yine erkeğin cinsel ilişkiye verdiği yüklediği anlamla ilgilidir. Cinselliği bir sınav ya da erkekliği kanıtlama aracı olarak görme, başaramama korkusu, cinsel deneyim azlığı ve erkeğin kişilik özellikleri bağlanmaya neden olabilir. Tedavisi cinsel terapi ile mümkün olmaktadır. CİG’in bir diğer çeşidi de çiftin ilk gece başarısız olma korkusu ve cinsel bilgisizlikten dolayı heyecanlanmaları ve ilişkiyi başaramamalarıdır. Buna da ilk gece sendromu denir. Cinsel bilgilendirme ile kolayca tedavi edilebilir.

Kızlık zarı yırtılmaz, delinmez, patlamaz ve kanamaz.

Ülkemizde sağdıçlık kurumunun da ortadan kalkmasıyla, çifti evlilik öncesi cinsel konularda bilgilendirecek kimseler de artık bulunmamaktadır. Mutlaka ki aile büyüklerinden, arkadaş çevresinden, medyadan cinsellik hakkında bilgi edinilir ancak bu bilgilerin ne kadar doğru ve güvenilir olduğu da tartışmalıdır. Kızlık zarı ve ilk gece konusunda toplumda oluşturan yanlış düşünce ve beklentiler de çiftlerin evlendikten sonra cinsel sorun yaşamasının en önemli nedenlerindendir. Cinsel Sağlık Enstitüsü olarak yaptığımız çalışmalarda kızlık zarının, yırtılmayacağına, delinmeyeceğine, patlamayacağına, kanamayacağına, açılırken ağrı yapmayacağına veya acımayacağına dair bir beklenti oluşturduğumuzda bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Toplum olarak bizler kızlık zarının kanayacağına inandığımız ve kendimizi kan görmeye şartlandırıldığımız için bu gerçekleşmektedir. Gerçekte ilk gece normal bir kızlık zarı, normal şartlar altında delinmez, patlamaz, yırtılmaz, ilişkide ağrı ve acı yapmaz. Sadece hafif bir açılma olur, bu da çift tarafından hissedilmez. Özellikle genç kızların kâbusu haline gelen ilk gecede çiftlerin ve ailelerinin kızlık zarının kanamasını beklemesin gelin ve damat üzerinde korkunç bir baskı meydana getirir. Bu gerginliğe bir de düğün öncesi ve sonrası gerilimleri de eklenince çift gerdek odasına oldukça gergin bir şekilde girer. Yatak odasına girdikleri andan itibaren farklı bir gerilim başlar. Kapıda kan görme beklentisiyle nöbet tutanlar vardır. Kız tarafı kızının sağlam olup olmadığını kontrol etmek için bekler, çünkü bu namus meselesi olarak algılanır. Erkek tarafı da oğlunun bu işi yapıp yapmadığını görmek için kapıda bekler, yanlış bir şekilde kan damadın erkekliğin ispatıdır. Dışarıdaki bu gerginlik içeriye yansır. İçeride ise cinsel bilgi almamış, sağdıçlık kurumun ortadan kaldırıldığı bir ülkede ne yapacağını bilemeyen çift iyice gerilmiştir. Erkek hep şunu düşünür, “ya sertleşmezse”, “ya ben vajina içine girmeden inerse” diye. Bu erkeklerin en büyük ve dayanılmaz korkularından biridir. Erkeğin bütün düşünceleri penisindedir. O an karısının duygularını veya endişelerini anlayacak durumda değildir. Çünkü dışarıda bekleyenlere karşı kendini ispat etmek zorunda hisseder. Bu nedenle erkek, karısı tam olarak hazırlanmadan, onun duygularını okşamadan, uzun bir ön sevişme yapmadan direkt ilişkiye girer. Bu arada erkeğin kafasında, “biraz sonra sevdiğim kadının canı yanacak, kan gelecek” düşüncesi de vardır. Hiç bir erkek sevdiği kadına bunu yaparken rahat olamaz. Kadın ise biraz sonra bir şeyler yaşayacak ve bunun sonucunda bir tarafı yırtılacak, delinecek, kanayacak, canı yanacak diye korkar. Çok ilginçtir gelin bir taraftan da “ya kanamazsa” diye de endişelenir. Çünkü kan olmadığı zaman da en iyi ihtimalle doktora götürülecek, aşağılanacak, dövülecek, belki töre gereği öldürülecektir. Kadının durumuna bakar mısınız? Kanasa bir dert, kanamasa ayrı bir dert. Bu şartlarda kadının, kendini rahat bırakmasını, haz almasını, yeterince ıslanmasını bekleyebilir miyiz? Tabi ki hayır. Kadın kendini ne kadar kasarsa, ne kadar çok kuruluğu olursa, erkek ne kadar çok acele ederse, kanama, ağrı ve acı o kadar artar. Ve sanki bu kadermiş gibi algılandığında da toplumsal bir beklenti haline gelir. Bu yanlış beklentilerden çifti koruyacak bilgiler sağdıçlar tarafından eskiden verilirdi, şimdi bilgisizce ilk gece yaşanmaktadır, bu da cinsel sorunlara yol açmaktadır.

Peki, ne yapılmalı?

Bütün cinsel işlev bozukluklarında sorunu tek kişinin olarak değil, çiftin sorunu olarak ele alıp değerlendirmek gereklidir. Çünkü erkeğin/kadının sorunundan eşi de etkilenir ve zamanla bu durum evlilik ilişkisini de yıpratıcı hale gelebilir. CİG’ de çift genellikle ya bu sorunu hayatlarının en önemli olayı haline getirir ve umutsuzluğa sürüklenir ya da yok sayarak günlük hayatına devam eder ve böylece yıllar geçer, sorunun çözümü de gecikir. Bizim önerimiz ne sorunu yok saymak ne de hayatın merkezine koymaktır. Çift birlikte sorunun üstesinden gelmek için kararlı olmalı ve gereken çabayı göstermelidir. CİG bir kader değildir. Bir uzmanın yardımıyla ve çiftin de işbirliğiyle sorunun üstesinden kolayca gelinebilir.

Cinsel işlev bozukluklarının önlenmesi için toplumun cinselliğe bakış açısı değiştirilmeli ve cinsellik erkek ve kadın arasında zevkin ve sevginin paylaşımı olarak görülmeli, cinsellik hakkında bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapılmalı ve okullarda cinsel eğitim başlatılmalıdır. Tüm bunların yapılmasında medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumları tahsis etmek zorundayız. Bu amaçla Ergenlik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi, Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi ve Anne Baba ve Eş Eğitimi verecek kurumlara acilen ülke olarak ihtiyaç duymaktayız. Cinsel Sağlık Enstitüsü olarak da gerekli kurumları göreve davet ediyoruz.


Ankara Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!