CEZA MI YOKSA DİSİPLİN Mİ?

Nedense disiplin dendiğinde pek çok insanın aklına ceza gelmektedir. Oysa disiplin, cezadan çok farklı olarak çocuklarımıza doğru olanı göstermek, onları eğritmek, bilgilendirmek amaçlı kullanılan davranış ve söylemler sayesinde onlarda bıraktığımız olumlu etki olarak düşünülebilir. Disiplinin amacı, çocukların problem karşısında kurallara uygun ve mantıklı çözümler üretmelerini sağlamaktır. Cezada ise, sadece çocuğun yaptığı davranıştan anlıkta olsa vazgeçmesi söz konusudur. Çocuklarda uzun süreli kalıcı olumlu davranışlar sağladığını söyleyemeyiz. Bazı durumlarda da çocukların cezayı uygulayan kişiye karşı korku duyması söz konusu olabilir veya bu çocukların kendine güvensiz, içine kapanık, kendini ifade etmekten yoksun çocuklara dönüşmesine sebep olabilir. Özellikle korkulan kişi anne veya baba ise işimiz biraz daha zorlaşır. Çocukların sevgi duyması gereken kişiler bir anda korkulan kişiler haline dönüşür ve sağlıklı iletişimden çok uzak bir aile ortamında yetişir bu çocuklar. Çocukların ebeveyinlerinden korkarak büyümesindense onlarla uyum ve paylaşım içerisinde yaşaması kesinlikle daha sağlıklı bir süreçtir. Buradan da yola çıkarak cezanın ne kadar zararı varsa disiplinin de o denli faydası olduğunu ifade edebiliriz. Bir kere ceza da, çoğunlukla çocuklar neden dolayı cezaya çarptırıldıklarını çok fazla anlayamıyorlar. Çünkü genelde çocuklar yaptıkları davranışların sonuçlarını doğru yada yanlış davranış olarak ayırt etmekte zorlanırlar nedeni de genellikle masumca eğlenmek için yada düşünmeden hayata geçirilen davranışlar olmalarıdır yani aslında onlara göre ortada yanlış bir davranış da yoktur. Çocuk babasından izinsiz aldığı özel eşyası için ilk önce azar işitiyor. ‘’Terbiyesiz çocuk kimse sana insanların eşyasını izinsiz almanın hırsızlık olduğunu öğretmedi mi?’’ Anneye dönerek; ‘’Ne biçim çocuk yetiştiriyorsun hırsız mı olacak başımıza bu? Sana bu hafta boyunca para mara yok harçlığını kesiyorum ne zaman aklın başlına gelir o zaman tekrar bakarız harçlık durumuna.’’ Burada sanırım ele alınması gereken birden fazla durum var. Öncelikle ebeveynler çocuklarla konuştuğunu unutmamalı karşısında duran kişi henüz bir yetişkin değildir ve ahlak gelişimini henüz tamamlamamıştır. Kaldı ki çocuk, mutfağa giren hamur misalidir. Ebeveynin çocuğun kişiliğini hamura şekil veriyor gibi yoğurması gerekir . Çocukları biz yetiştirir, onlara terbiye dediğimiz kavramı biz veririz. Ayrıca bunu tek bir ebeveyn asla yapamaz anne ve babanın ortak eseridir çocuk. Bir ebeveyne yüklenmek açıkça çocuğun taraf tutmasına yâda birinden birini tutarak diğerini suçlamasına neden olabilir. Yukarıda geçen hırsızlık suçlaması da çok ağır bir eleştiridir. Çocuk ona göre olumsuz olmayan bir davranıştan dolayı açıkça suçlanmaktadır çünkü henüz yaptığı davranışın kötü bir şey olduğunu düşünmemektedir. Ve özellikle erken dönem çocuklarında etrafındaki herşey ona aitmiş hissi hakimdir ben merkezci dönemin getirdiği doğal bir süreçtir bu süreç dolayısıyla anne onun baba onun olduğuna göre anne ve babanın eşyalarıda onun olabilir mantığını taşır çocuk. Ayrıca izinsiz eşyalara dokunulmaması gerektiğini en güzel çocuğun özel eşyalarını alırken çocuğa sormak, odasına girerken kapıyı çalmak gibi davranışlar sergileyerek ve kendisinin de başka insanların özel alanlarına giremeyeceğini anlatarak yine ebeveyninler öğretirler. İşte buda çocuğu disipline etmektir. Yapması gerekenleri ve yapmaması gerekenleri hem davranışlarla göstermek hem de konuşarak onlara anlatmaktır. Çocuk doğruyu öğrenir ve muhakeme eder. Çocuk disiplinle davranışlarının doğuracağı sonuçları mantık çerçevesinde anlar. Yine yukarıdaki örneğe dönecek olursak çocuk sürekli bu şekilde karşılanıyorsa öğrenilmiş çaresizlik dediğimiz durumu yaşar ‘’Ben zaten hep yanlış yaparım. Babam harçlığımı da kesti, zaten paraya ihtiyacım olduğu için parasını almıştım. Şimdi ne yapacağım? Biraz ortalığın yatışmasını bekleyeyim bari, çok mühim bir şeymiş herhalde bu para bana bu kadar kızdığına göre benden bile önemli sanırım. Ama okulda sevdiğim çikolatayı almak için ona ihtiyacım da var. Biraz zaman geçsin zaten her şeye kızıyor bende yaramaz bir çocukmuşum zaten, hem annemin hatasıymış bütün bunlar. Yine alırım kimse fark etmez bu sefer, yada ağabeyimin aldığını söylerim, hep bana kızıyorlar biraz da ona kızsınlar bari.’’ Diye düşünmemesi için hiçbir sebep yoktur. Ve böylece çocuğu başka yanlış bir davranışa daha sürüklemiş oluruz. Çocuk yaptığı şeyleri başka kişilerin üzerine atarak sorumluluk almaktan da kaçar. Çünkü babanın tavrına karşı çocuk korkuyordur ve insanoğlu korkudan kaçmak için her zaman değişik yöntemler geliştirme eğilimindedir.

Ceza vererek çocukları kendimizden uzaklaştırmayalım yaptığı davranışların olumlu ve olumsuz yönlerini onlara anlatalım ve bundan sonraki davranışlarının sorumluluklarını alması gerektiğini onlara öğretelim ama bu ne kızarak ne döverek nede onları dinlemeden yargıya vararak gerçekleşir. Sizde de olduğu gibi her bir bireyin yeryüzünde birde eğitmeni, öğreteni vardır. Bunlar bireyin en yakını annesi ve babasıdır. Ve bu kişiler dünyanın en zor sanatını yapıyorlardır. Unutmayalım bizim sanat eserlerimiz ileride yeni sanatlar ortaya koyacaklardır.

Psikolojik Danışman Gülşah ALCAN ÇAPRAZ


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!