Boşanma, alıştıkları hayat standartları ve aile yapısının değişmesi ve ebeveynlerden biriyle ilişkinin azalması şeklinde çocuğun karşısına çıkar. Bu yüzden boşanma çocuklar için en stresli olaylardan biridir. (Lengua, 2000: 232-244).

Sigmund Freud'un 1905'teki önermesine göre; çocukluktaki psikolojik gelişim, bir dizi fiksasyonların birleşiminden oluşur. Freud bu evrelere “Psikoseksüel Gelişim Evreleri” adını vermiştir. Tüm bu evreler libido'nun yani seksüel enerjinin, vücudun belli bir bölgesindeki fiksasyonunu temsil etmektedir. İnsan, fiziksel olarak geliştikçe, vücutlarındaki bu belirli bölgeler potansiyel erojen bölgeler olarak faaliyete geçer. Freud'a göre hayat “gerilim” ve “haz” üzerine kuruludur, yaşanan gerilim ise libido'nun inşaasından oluşur, libido erojen bölgelerde gerilim ve haz üzerinden temsil edilir. Psikoseksüel evreler beşe ayrılır; oral dönem, anal dönem, fallik dönem, latent (gizil) dönem ve genital dönem. (McLeod, S. A. 2008)

“Çocukluk” kavramı Freud'un “Psikoseksüel gelişim evreleri” kuramına göre incelenmek istenirse, erken çocukluk dönemi dışında kalan, çocuğun ilk öğrenim döneminden başlayarak, yaşayabileceği olumsuzlukların eğitim hayatına ve eğitim hayatının ileriki safhalarına da yansıyabileceği dönem 5 yaşta başlayan ve 13 yaşta sonlanan “Latent Dönem” (Gizil Dönem) dir. Latent Dönem okul çağının başladığı dönemdir, artık cinsel merakların yerini öğrenme merakı almaya başlar. Çocukta, başkaları tarafından kabul görme ve popüler olma arzusu doğmuştur. Belli alanlarda yeterli olup olmadığını sınayıp, bunu kendine ve çevresindekilere kanıtlamaya çalışmaya başlar. Kendilerine rol model bulmaya, örnek aldıkları kişinin ardından ilerlemeye başlarlar. Latent Dönem'in sağlıksız geçmesi sonucunda, yeterli olamama ya da aşağılık duyguları gelişebilir. (McLeod, S. A. 2008)

Anne ve baba, çocuğun doğumundan itibaren onunla ilgilenen, çocuğun sevgi ve güven nesnesi olarak tanımadıkları kişilerdir. Çocuk, ebeveynlerine öylesine bağlanırki, tüm planlarında onlar da vardır, hayatlarının büyük kısmında anne-babaları yer alır, onlar olmadan bir hayat düşleyemezler. Anne-baba boşanmaya karar verirse, çocuk bu kararı öğrendiğinde durumdan etkilenmemesi durumu nadir ve neredeyse imkansızdır. Bu etkiler onu günlük hayatından fazla alıkoymayabilir, ancak hayatını derinden sarsacak kadar ağır da olabilir. Günümüzdeki boşanma oranları incelendiğinde, boşanma olayından etkilenebilecek çocuk sayısının da bir hayli yüksek rakamlarda seyrettiği kanıtlanabilir, bunun sonucu olarak, toplumda stres yaşayan çocuk sayısı doğru orantıda artacaktır. Glick'in 1988'de yapmış olduğu araştırmaya göre; her yıl Amerikalı çocukların yaklaşık 2%'sinin anne-babası boşanmakta ve bu çocukların 40%'ı on sekiz yaşından küçük yaştadırlar. (Glick, P.C, 1988) Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, ebeveynleri boşanan çocukların çoğunluğunda boşanma sonrasında görülen etkiler arasında akut stres, öfke sorunları, akademik başarıda düşüş ve düşük benlik algısı yer almaktadır. (Felner, Stolberg & Cowen, 1975)

Dohrenwend & Dohrenwend'in 1981'de boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi alanında yapmış olduğu araştırmanın sonuçlarına göre; boşanmadan sonra çocukların günlük faaliyetlerinde olumsuz bir değişim görülmüştür. (Dohrenwend & Dohrenwend, 1981) Bunun gibi, daha önce yapılmış bir çok çalışma, boşanmanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymaktadır. Boşanmanın çocuklar üzerinde uzun dönemdeki olumsuz etkileri; sosyal, psikolojik, eğitim ve meslek seçimi alanlarında görülebilir. Şok, utanç, kızgınlık ve güvensiz davranışlarda bulunur, bunun yanısıra yalnızlık da hissedebilirler. Erken cinsel aktivite, madde ve alkol kullanımı görülebilir. Kendine güven, özsaygı, sosyal destek ve başetme stratejileri düşük düzeydedir. Durum incelendiğinde başlıca stres kaynağının “boşanma” olduğu görülmektedir, ama tüm bu olumsuzluklar birer stresör yani stres kaynağıdır. Boşanmanın yaratmış olduğu stres ile başedemeyen çocuklardan, hayatın getirdiği diğer stresli durumlarla başetmeleri beklenemez. (Flewelling & Bauman, 1990).

Boşanmadan sonra çocuğun hayatında oluşan değişim konusunda birçok teorik tartışma yapılmaktadır, ama sonuç olarak her tartışmada aynı karara varılmıştır, “boşanma” çocuğun yaşayabileceği stres yaratabilen durumların en kritik olanlarından biridir. (Dohrenwend & Dohrenwend, 1981). Aynı zamanda, yapılan bir araştırmaya göre boşanma süresince ve sonrasında stres düzeyi yüksek olan anne-baba çocukların çevreye uyum sağlamaları konusunda onlara olumsuz etki ederler. Yani çocuğun yaşadığı stresin üzerine, çevresinde gözlemlediği stresli ebeveynler eklendiğinde uyum sorunları yaşanacak ve böylece yaşadığı stres daha da artacaktır. (Achenbach et al., 1987). Benzer bir çalışma ise Sandier, Reynolds & West'in 1987'de boşanma, bir yakınını kaybetme gibi farklı stresörlere maruz kalmış çocuklar üzerinde yapmış olduğu araştırmanın sonuçlarına göre yorumlanabilir; araştırmanın verdiği sonuç; çocuğun yaşadığı stresin yoğunluğu ile ailenin çocuğa yansıttığı stres doğru orantılı olduğunu doğrulamaktadır. (Sandier, Reynolds & West, 1987)

Boşanmanın çocukta yarattığı stresin temel nedenlerinden başlıcaları “kayıp” ve “güvensizlik” duygularıdır. Çocuk, bebekliğinden itibaren onun yanında olan anne-babasının ona verdiği sevgi, güven gibi hisleri anne-baba ve kendisinin içinde bulunduğu aile kavramının yarattığı ortamdan öğrenir, bu ortama o kadar bağlanırki, sonsuza dek içinde bulunacağını düşünür ve boşanma gündeme geldiğinde çocuk için tehlike çanları çalıyor demektir. Çocukların kaybettikleri şey sadece anne-babalarından biri değil, eski çevreleri ve alışkanlıklarıdır, hayatında belli değişiklikler olacaktır ve bu değişikliklere uyum sağlaması gerektiğini biliyordur. Bu uyum sağlama süresince ve öncesindeki yaşadığı belirsizlik duygusu çocukta stres yaratır. En güvendiklerinden birisi evden ayrıldığında, o güven sarsılır, adeta yıkılır, şimdiye kadar aile kavramından ve o ortamdan edindiği “güven” duygusuna zarar geldiğinde artık ebeveynlerinin birlikte olmayacağını da anladığında “kayıp” duygusu belirir ve ileride neler olacağına dair düşlemler kurmaya başlar, öyle çok düşünürki uçsuz bucaksız bir bilinmezlikle başbaşa kalır, bu bilinmezlik onda stres yaratır. (Amato, P. 2000)

Boşanmadan sonra çocuklarda görülen, stres yaratan belli tepkiler vardır ve bu tepkiler yapılan çalışmalarda da görüldüğü üzere ortak tepkilerdir, yani her çocuk boşanma sonrasında bu tepkileri yaşamaktadır. Bunlar; korku, üzüntü, öfke, suçluluk, yalnızlık, gerileme, uyuma ve yeme sorunları, akademik başarı sorunları, fiziksel sorunlardır. Korku, “belirsizlik” durumu sonucunda oluşur ve hemen hemen boşanma yaşayan çocukların tümünde görülür. Korkuların başında “ayrılık korkusu” gelir ve ayrılık korkusuna neden olan his ise “kayıp” hissidir. Çocukların yaşadığı diğer korkular ise yaşlarına göre değişiklik göstermektedir. Gizil dönemin bir önemli özelliği çocukların bu dönemde ebeveynleriyle iletişim odaklı ilişkiler kurmaları ve böylece cinsiyetlerin özdeşimleşmesidir. Kız çocukları anneleriyle, erkek çocukları ise babalarıyla özdeşim kurarlar. Özdeşim kurmanın iki yönde önemi vardır, birinci önemi; sosyal öğrenmedir. Sosyal öğrenme bu dönemde çocuğun kendi cinsel kimliğiyle ilgili rolleri anne ya da baba modelinden öğrenmesidir. Ergenlik ve yetişkinlikteki cinsel kimliğin temelleri bu dönemde atılır. Dönemin ikinci özelliği ise “sosyalleşme”dir. Bu dönemde çocuklar sağlam özdeşimler kurarak gelecekteki “sosyalleşme” özelliklerinin temelini atarlar. Eğer gizil dönemde sağlıklı özdeşimler kurulamazsa, gelecekte “cinsel kimlik” ile ilgili sorunlar yaşanır, “cinsel tatminsizlik” bunlara örnek olarak verilebilir. İleride yaşanacak bu sorunlar, yaşanacak yeni streslere yol açar ve hepsi birer stres kaynağıdır. Öfke konusunda ise, çocukların yaşadıkları öfke bazen onların içine kapanmalarına neden olabilir, bu da strese neden olan diğer bir önemli faktördür. Bir diğer faktör ise suçluluk duygusudur. Suçluluk duygusu yaşayan çocuklar anne babalarının ayrılmalarından kendilerini sorumlu tutarlar ve onların tekrar birleşmelerini kendilerinin sağlayabileceklerine inanırlar. Boşanma sonrasında çocuklar yalnızlık hissedebilirler, anne – babalarının kendilerini terk ettikleri düşüncesi ile baş etmeye çalışırlar, bu da onlar için diğer bir stres kaynağıdır, bunu önlemek için çocukları belli aktivitelere yönlendirmek gerekir. (Arı, R., 2000)

Çocukların boşanma sonrasında yaşadıkları stres onları psikanalitik kuramdaki savunma mekanizmalarından biri olan “gerileme”ye itebilir. Yaşadıkları zorluktan uzaklaşmak, kendilerini rahatlatmak için kendilerini daha mutlu, rahat ve stressiz hissettikleri bir döneme geri döndürebilirler. Bunun sonucunda bu dönemde yaşadıklarını tekrar yaşamaya başlarlar; öneğin yatak ıslatma, parmak emme vb. Çocukların yaşadıkları stres aynı zamanda uyku ve yeme düzenlerinde de sorunlara neden olmaktadır. Gizil dönemdeki çocuğun okula gittiğini varsayarsak, akademik başarısında düşüklük olabilir, yaşadığı stresten dolayı odaklanmada sorunlar yaşayabilir ama genellikle bu yaşanacaklar, boşanmanın etkileri azaldıkça ve zaman geçtikçe azalmaktadır. Boşanmanın çocuklar üzerindeki psikosomatik etkileri ise mide, baş, göğüs ağrıları ve krampları şeklinde görülür. (Sandier, I., 1987)

Duruma özet çerçeveden bakıldığında, boşanmada çocuğu etkileyen ve stres yaratabilecek birkaç temel durum vardır. “Aile içi düzenin değişeceği kaygısı”, “bağlılığın kaybı”, “terk edilme korkusu”, “suçluluk”, “anne-baba arasındaki düşmanlık”. Çocuğun düzeni değişmedikçe, çocuk kontrol altında tutulabilir ve stres yaşama olasılığı minimuma iner. Burada temele odaklanıldığında görülen olgu, korkudan dolayı stres yaşanmasıdır. Çocuğun kişisel hayatında ne kadar az değişim olursa, etkilenme oranı o kadar azalacaktır. Bağlı olduğu kişiyi kaybedeceğini düşünmesi, evden ayrılan ebeveyn çocuk için ayrı bir stres kaynağıdır ve bunun önüne geçmek oldukça zordur, kaçınılmaz olarak yaşayacağı durumlardandır, dolayısıyla stres oluşturur. Bağlılığın kaybedilmesine dair korku, terk edilme korkusu ile bağlantılıdır. Giden ebeveynin onu terk ettiğini düşünen çocuk stres yaşayabilir, bunun da görülen kaynağı korkudur. Boşanan ailelerin çocuklarında görülen en temel özellik ise kendini suçlamadır, çocuk boşanmanın nedeni olarak kendisini görür ve kendini suçlar, bundan dolayı stres yaşayabilir. Eğer ebeveynler düşmanca, kavgacı, uzlaşmasız tavırlar sergiliyorlarsa, boşanma sırasında, öncesinde ya da sonrasında çocuk stres yaşayabilir ve kendini yalnız hissetmesine neden olabilir. Her çocuğun kişisel, özel yaşantıları farklı olduğundan yaşayacakları durumlar da birbirinden farklıdır, buna bağlı olarak stres kaynakları ve yaşayacakları stres durumları da farklılaşabilir.

Ebeveynleri boşanan çocukların stres ile başetme kapasiteleri yaşlarına göre kategorize edilebilir. Her yaşta farklı başetme mekanizmaları geliştiren çocuklar, aynı zamanda bilişsel ve sosyal becerilerine göre de sınıflandırılabilir. Gizil Dönem'deki çocukların stres ile başetmeleri, evden ayrılan anne ya da baba ile görüşme sıklığı ve görüştüğünde geçirdiği kaliteli zamana göre değişebilen bir olgudur, yani evden ayrılan ebeveyn ile daha sık ve kaliteli vakit geçirebilen çocukların stres yaşama olasılıkları düşecektir. Yaş kriteri haricinde aynı zamanda çocuğun karakter paternleri, karekter özellikleri olumlu ise boşanmanın yarattığı stresi daha kısa süreli yaşayacaktır. Aynı zamanda, yapılan çalışmalara göre özgüveni ve özsaygısı yüksek olan çocukların boşanmanın yarattığı stresle daha kolay başedebildikleri gözlenmiştir. (Arifoğlu, B, 2006)


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!