Son günlerde evliliğindeki problemleri nedeniyle yardım talep eden danışanlarımın sayısında bir hayli artış olduğunu fark ettiğimde bu yazıyı hazırlama ihtiyacı hissettim. Her evlilikte olduğu gibi kavgalar, eşler arasında oluşan küs kalma durumları bu danışanlarımın şikâyetlerinde de mevcut. Bunun yanı sıra gazetelerin genelde üçüncü sayfa haberlerinde ve hatta son günlerde birinci sayfadan duyurulan ‘katil koca’ haberleri de oldukça can sıkıcı. Toplum olarak boşanma kavramını benimsediğimizi söyleyemeyiz. Ancak boşanma düşüncesi zihnimizi işgal edene kadar evliliğimizi kurtarmak adına her şey yapıldı mı bunu düşünmek gerekir. Zaten boşanma en sağlıklı yol ise başka seçeneği de düşünmeye gerek yoktur. Bu noktada bir evlilik ve aile danışmanından yardım almakta yarar görüyorum. Gerek çiftlerin boşanma kararının ne düzeyde sağlıklı olduğunun değerlendirilmesi, gerekse boşanma öncesi ve sonrasında çocuk ya da çocukların ruh sağlığı, çiftlerin ruh sağlığı açısından psikoterapi desteği alınmasında fayda vardır.

Üniversite eğitimim esnasında aile danışmanlığı dersini bize veren hocamızın kullandığı bir cümle, bugün de benim evlilik hazırlığı yapan danışanlarıma yönelik kullandığım değerli bir kıstastır. Hocamız bizlere; Çocuklar hepiniz bir gün evleneceksiniz. Ancak siz evlenmeden evvel ailelerinizi evlendiriniz. Bu evliliğinizin geleceği açısından çok önemlidir. Ailelerinizi evlendiremediğiniz takdirde sizin evliliğinizin mutlu bir şekilde sürmeme ihtimali çok yüksektir demişti. Buradan hareketle bir ilişkiye başlamak getirdiği heyecanın yanı sıra ciddi mantık hataları içermemelidir. Sadece mantık uygunluğu ile de evlilik kararı vermek yanlıştır.

Evliliklerde, ülkemizde özellikle son yıllarda artan boşanma oranları dikkat çekicidir. Az öncede ifade ettiğim gibi boşanmakta bir çözüm yoludur. Peki evliliği kurtarmak için çiftler nelere dikkat etmesi gerektiğini biliyor mu? Bu sorunun cevabı ile ilgili olarak öncelikle çiftlerin iletişim biçimlerini inceliyorum. Bu noktada 20 kurala değinmek istiyorum.

KURAL 1: Önce arkadaşlık! Hatta arkadaşlık öyle ön plana çıkmalı ki aşk ancak arkasından gelmeli. Çünkü, romantik aşkın kıvılcımı söndüğünde arkadaşlık ateşinin kalpleri ısıtıyor olması lazım.

KURAL 2: Önemli konuları karşınızdaki insanın işi başından aşkınken gündeme getirmeyin. Sizin birinci önceliğiniz belki de o sırada karşınızdaki insanın birinci önceliği değil. Hele işi başından aşkınsa, yoğunsa, kafasına iş takılmışsa ... Oysa siz, gerekli ilgiyi göstermediği sonucunu -yanlış da olsa- çıkaracaksınız. Bekleyin ... Doğru zamanı yakaladığınızda konu orada çözülecektir. Yanlış zamanlama yüzünden çözümlenemediğinde içinizde büyüyecektir. Çözümlenemeyen sorunlar zamanın geçmesiyle beslenerek büyür.

KURAL 3 : Ön fikirli olmayın, yani karşınızdakini "peşin hükümle" haksız ilan etmeyin. Örneğin; "Sen anlaşılmazsın" yerine "Ben seni anlamakta zorlanıyorum" demeyi tercih edin. Aslında böyle yapınca karşı tarafın savunmasını kırıyor ve onu açık olmaya zorluyorsunuz. Karşınızdakinin lafını ağzına tıkamaktansa cevap almaya bakın.

KURAL 4 : Ne istediğinizi tam olarak bilin. Karşınızdakinden şikayet edeceğinize, siz tam olarak ne istediğinizi söyleyin ve karşınızdakinin buna tepkisinden hareket ederek yolunuza devam edin. Sonuçta sizin kafanızın içinde ne olduğunu bilemeyebilir. Genellikle tartışmaların başlama nedeni, birisinin sevgi arayışı, ilgi ve alâka isteğidir. Ne istediğinizi tam olarak bilin ve onu isteyin. Sevgi dilenmek için rol yapmayın.

KURAL 5 : Karşınızdakinin istek ve duygularına kilitlenin. Birisi sizi suçladığında hemen olayın kendi tarafımızdan görünen boyutunu anlatmaya başlarız. Bu hepimize normal gelir ama aslında bu bir savunma mekanizmasıdır. Ne yapabileceğinize dair sorular sorun. Savunma dürtüsü kendine güven eksikliğinden doğar ve asıl konudan uzaklaştırır.

KURAL 6 : Bir seferinde bir konuyu tartışın. Bunu "bir sefer bir konuyu tartışın" şeklinde de yazabiliriz. Çünkü genelde bir tartışma sırasında ondan evvelki on tartışmanın da hesabı ortaya çıkar. Bu durumun işleri kolaylaştırmadığını hepimiz biliyoruz. Doğru söz ayrıca savunma istemez.

KURAL 7 :Tam olarak neyi kastettiğinizi açık edin. Mesela eşiniz bir köşeye çekilmiş sessiz sessiz duruyor. Bu şartlarda "Bana mı sinirlendin?" diye sorarsınız veya "Sen niye sinirlisin?" diye mi? Bana mı sinirlendin? demek daha akıllıcadır. Size olmayabilir ve açılır derdini anlatır. Eğer sizeyse ne olduğunu konuşursunuz. Oysa, "Niye sinirlisin?" demenizin altında "Sen sinirlisin" düşüncesi yatıyor. Konuşurken ince ayar önemli!

KURAL 8 : Karşındakini dinleyin. Bu kadar basit. Çoğu zaman karşınızdaki insanın tek istediği onu dinlemenizidir. Dinlediğinizden ve ne dediğini anladığınızdan emin olduğunda mesele kalmayacak.

KURAL 9 : "Sen" yerine "Ben " kullanın. Kural basit ... Hep geç kalıyorsun yerine " "Beklemekten haz etmiyorum." veya "Dağınıksın." yerine "Arkanı toplamaktan yoruldum." gibi. Kendinizi nasıl hissettiğinizden sadece siz sorumlusunuz!

KURAL 10 : Talimat vermeyin, rica edin. Talimatla rica arasındaki fark; Talimat yerine gelmezse cezası vardır. Mesela bir somurtma, bir hareket, sessizlik, sırt dönme. Oysa ricaların cezası yoktur ve belki de bu yüzden rica ettiğinizde her şey daha kolay olur. Gerçek rica kimseye sorumluluk yüklemez.

KURAL 11 : Karşınızdakine cevap vermek yerine tepki göstermeyi seçmeyin. Tepki, harekettir; birisine ağzınızı açmadan bir duyguyu iletirsiniz. Cevap vermek ise sözel bir eylem. Konuşmaya davet ediyor. Hoşunuza gitmeyen bir şey olduğunda tepki değil cevap verin. Böylece sorun, anlaşılmaz bir durum, bir bilmece olmaktan çıkar. Tepki verirseniz karşılığında tepki alırsınız ve neticede hedeften uzaklaşırsınız.

KURAL 12 : Duygularınız sizi yanıltmaz. Çatışmanın nedeni duygu değil sizin o duygu karşısında verdiğiniz tepkidir. Duygu ile düşünceyi ayırabilmek gerekiyor. Hem kendimiz hem de karşımızdaki için. Sevdiği insan eve çok geç gelirse herkes sinirlenebilir, kırılır, üzülür. Ama bu hissi doğal karşılayıp konuşmak gerek. (O içeri girer girmez üzerine saldırmak yerine). Hissetmek, insan olmanın bir parçası. Hislerinizi değil, tepkilerinizi tartın.

KURAL 13 : Anlayışlı olun! İnsanlar bir fikri defalarca dile getiriyorlarsa "anlayış" arıyorlar demektir. Yani mutlaka sizinde onlarla aynı fikirde olmanız gerekmiyor. Karşı tarafı anlıyor olmanız yetecektir. Bir çocuk düşünün, "Senden nefret ediyorum." diye ağlıyor. Siz ona kırılacağınıza çocuğun nasıl mutlu olacağını düşünürsünüz, öyle değil mi? İşte anlayışlı olmak bu. Her zaman aynı düşüncede olmak gerekmez, ara sıra anlayış göstermek çok işe yarar.

KURAL 14 : Eşiniz, "Hayatım" dediğinde oradaki "Hayatım " ın gerçek anlamını yakalamaya çalışın. Kavga ederken bile söylenen "Ama hayatım anlamıyorsun vallahi" formülünde karşınızdaki size bir mesaj vermeye çalışıyor ve aslında size "hayatım" derken o kendi hayatını dile getiriyor. O hayatı görebilmeniz önemli. Her tartışmanın altında bastırılmış bir istek vardır. Onun ne olduğunu bulun.

KURAL 15 : Eşinize duygularınızın ne olduğunu, o duyguyu hisseder hissetmez söyleyin. Türk filmlerinde çok olur, biri "akım" derken diğeri başka bir şey anlar. İnsan karşısındaki hakkında aslında doğru olmayan bir hisse kapıldı mı ayıkla pirincin taşını! Bu his geldiği anda işin aslını ortaya çıkartmak gerek, o nedenle duygu hissedilir edilmez verdiğiniz tepki dile getirilmeli. Tabii bu işin bir istisnası var; eski kavgalar. Mesela kendinizi evde yalnız hissettiniz diye, "Sen zaten iki ay önce eve de sabaha karşı gelmiştin" diye başlamamak lâzım. Bir anda bir insan yada bir durumun sizi çok kızdırması güç ama birikmiş kızgınlığı patlayabilir. Bardağı taşıran son damla durumlarını yaşamamak için bardağın dolmasına izin vermemek gerekir.

KURAL 16 : %100 dürüst olun. ve bu da günde 24 saat sürsün. Veya %99.99 dürüst olun. "Bugün suratın hasta gibi görünüyor" demenin alemi yok! Ama eşiniz ona karşı hep açık olmadığınızı bilirse ve ilişki dürüstse arada sağlam bir güven ilişkisi oluşuyor. Bilmek istediğinizi sorun! Dürüst olun ki güven olsun. Güven olsun ki arkadaşlık doğsun ki Arkadaşlık olsun ki uzun bir ilişkinin tadı olsun!

KURAL 17 : Ara sıra işi şakaya vurun. Aranızda yaptığınız konuşmalar mahkeme tutanağı değil! Bazen yerinde bir espri her şeyi yumuşatır. Kadın; bu huyun böyle devam ederse bende çeker giderim! Adam; Nereye gidiyorsun, bende geleyim ... Gülümseten cevaplar işi kavgadan çıkarır, meseleye yapıcı yaklaşım sağlar.

KURAL 18 : Falcılık yapmayın. Bir insanı ne kadar yakından tanırsanız kafasından geçenleri o kadar rahat okumaya başlarsınız. Ancak önemli konularda işin bu yönüne fazla güvenmemek gerek. Ya yanlış okumuşsanız. Konu önemliyse sormaktan çekinmeyin, sorun. Durum apaçık belli olsa bile, işin doğrusunu sormak aslında yanlış bir düşünceyle yola devam etmekten kat be kat iyidir

KURAL 19 : Ana yoldan sapmayın! Bazen birisine -kırılıp, üzülecek diye- söylememiz gereken bir şeyi söylemeyiz. Ama söylememiz gerekebilir. Burada izlenmesi gereken yol; ilk önceliğimizi ortaya koymak. Söylemesi zor bir şeyi anlatmadan önce bir açılım yapabiliriz. Seni çok seviyorum, senin için en iyisini istiyorum, bu konu aramızı bozsun istemiyorum. Zor şeyi söylemeden önce karşınızdakine olan zaafınızı ortaya koyarsanız iki tarafın da işi kolaylaşır. Sevdiklerinizle zor konuları konuşurken duygularınızı dile getirin. Getirin ki, tartışmalar sizi beraber kılan sevgiden ayırmasın.

KURAL 20 : Lâfı dolandırmayın. Yani size yazdığımız bu 20 altın kuralı mutlaka uygulayın. Ve asla unutmayın; Sevenler arasında iletişimin üç büyük temel kuralı vardır: Duygular, duygular, duygular

TUİK verilerine göre Türkiye’de boşanma oranları, açılan boşanma davaları bundan 15 yıl öncesine göre çok ileride. Belki de evliliği kurtarmak düzgün iletişimle mümkün olabilir. Ya da sorun her ne ise bunu çiftler birlikte aşabilir. Ancak sadece kadının ya da sadece erkeğin mücadelesi ise evliliği kurtarma düşüncesi bu çaba bir süre sonra sona erecektir. Evlilik kozların paylaşıldığı bir ring değildir. Burada kadın ya da erkek çatışmayı yönetmeyi bilmelidirler. Eşler arasındaki tartışmalar yapıcı olmalıdır. Aksine yıkıcı tartışmaların sıklıkla tekrarlandığı evliliklerde aile fertleri için ciddi travmalar yaşanması muhtemeldir.

Evliliklerde eşlerin birbirlerinin aileleri ile ilgili söylemleri, maddi konular, cinsel sorunlar, kadın ya da erkeğin aldatması, çocuklarla ilgili sorunlar vb. konuların en çok tartışma malzemesi yapılan konu türleri olduğunu görüyoruz. Bu tartışmaların zamanla daha farklı konulara da temas etmesi artık çiftlerin tahammül edemeyecekleri bir aşamaya ulaşmasına neden olmakta ve boşanma düşüncesi ortaya çıkmaktadır.

Özetle evlilik düşüncesinin öncesinde çiftlerin duygularını ve mantıklarını güdümlü bir şekilde değerlendirmeli, evlilik gerçekleşmeden evvel “ailelerin evlendirilmesi” ne gayret edilmeli, evlilik gerçekleştikten sonra eşler, iletişimlerine azami özen göstermeli ve empatik bir bakış açısına sahip olmalıdırlar. Evlilik süreci ile ilgili problemler vücut bulduğunda mutlaka bir uzman desteğine başvurulmalıdır.



İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!