Günümüzde sağlık, insanın fiziksel, sosyal, duygusal durum, mevsimler gibi yaşamının bütün boyutlarıyla ilgili bir kavram olarak düşünülmektedir. Bu anlamda sağlık, yaşamdan memnuniyeti ve yaşam kalitesini içermekte ve kişinin kendisini geliştirmesini ifade etmektedir.Bunun için de enerjiye gereksinimleri vardır. Enerjilerini oksijen kullanarak (oksidatif fosforizasyonla) veya oksijensiz yollarla sağlarlar.

Ancak, ortak noktaları, enerji üretmek için temin ettikleri besinleri kullanmalarıdır. Bitkiler doğadan aldıkları başlıca "karbon", "oksijen", "hidrojen" ve büyük oranda güneş ışığının yardımı ile, besinlerini kendileri oluştururlar. Bu nedenle de besin piramidinde en altta yer almaktadırlar. İnsan ise bunun aksine, besin zincirinde son halka, besin piramidinde en üst noktadır.

Aldığımız bu gıdaları, büyüme, gelişme, dokularımızı/hücrelerimizi yenileme, üreme veenerji temininde kullanırız. Ancak, bu işlevlerin oluşması için hassas dengelerin kurulması zorunludur. Bunu temin edemediğimiz zaman, sağlığımızı koruyamayız. Sağlık, başlıca üç öğeden oluşmakadır. Bunlar;
- Bedensel sağlık,
- Ruhsal sağlık,
- Sosyal sağlıkır.

Bedensel sağlık için; yeterli, amaca uygun, biyolojik olarak yararlanma oranı yüksek gıdayagereksinimiz vardır. Bir binayı yaparken, tuğla, beton, tahta, kum ve bunun gibi yapı malzemelerinin tümüne ihtiyacımız olduğu gibi vücudumuz için de dengeli olmak koşuluyla, değişik türdeki tüm gıdaları almamız şarttır.

Yemek işlemi zorla yapılan veya yaptırılan bir işlem olmayıp, insanların arzu ettiği vehoşlandığı bir olgudur. Bu açıdan, yemek yemek ruhsal doyum da sağlamakadır. Bazı kişilerin canları sıkıldığı zamanlarda gereksiz olarak devamlı yemek yemesi bunun başka bir açıdan görüntüsüdür. Beslenme sağlığın temelidir. Bireyin ve toplumun sağlığının korunmasında ve hastalarıniyileşme hızının arttırılmasında beslenme eğitimi önemli bir yer tumakadır. Bireysel de olsabeslenmenin yeterli ve dengeli olarak uygulanması, önlenebilir hastalıkları, sakatlıkları veerken ölümleri azaltacakır.Beslenme; büyüme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır.

Beslenmenin amacı: Bireyin yaşı, cinsiyeti ve içinde bulunduğu fizyolojik ortama göregerekli olan besin öğelerinin yeterince alınmasıdır. Bu durum, yeterli ve dengeli beslenme olarak açıklanabilir.

Yeterli beslenme: Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken enerjininbeslenme ile karşılanması demektir.

Dengeli beslenme: Enerjinin yanısıra, vücudumuzun gereksinim duyduğu diğer tüm besin öğelerinin de gerektiği kadar alınmasıdır.

Yetersiz beslenme: Canlının fizyolojik gereksinimlerini karşılamaktan uzak olan beslenme türüdür.Yetersiz beslenme durumunda, fiziksel gelişme yanında beyin gelişimi,dolayısıyla, zeka da etkilenir. En çok büyüme çağındaki çocuklarda, gebe ve emziklilerde,ağır işlerde çalışanlarda sorun belirgin olarak gözlenebilir.
Yetersiz ve dengesiz beslenme, vücut direncini azaltarak infeksiyonlara zemin hazırlamakta ve hastalığın ağır seyretmesine ve öldürücü komplikasyonların gelişmesine neden olmaktadır. Demir eksikliğine bağlı kansızlıkta, raşitizmde ve malnütrisyonda başlıca ölüm nedenleri infeksiyon ajanlarının yol açtığı hastalıklardır.

Bunun yanında, özellikle kentlerde yaşıyanlar arasında şişmanlık önemli bir sağlık sorunuşeklinde görülmektedir. Genelde aşırı besin alımı ve fiziksel hareketin azlığı, şişmanlığa yol açmaktadır. Şişmanlık, diyabet, hipertansiyon ve arteriosklerotik (damar sertliği) hastalıkların oluşumunda beslenme önemli bir risk etmenidir. Ayrıca, aşırı tuz tüketimi hipertansiyona, aşırı şeker alımı diş çürüklüğüne, aşırı alkol alımı karaciğer sirozuna neden olan en önemli etmenler olduğu kabul edilmektedir.Beslenme, işçinin üretim hızını etkileyen etmenlerin başında gelmektedir. Üretim için gerekli enerji sağlanamadığı zaman, işçi çalışmalarını kısıtlamakta ve daha az üretim yapmaktadır. Ayrıca, yetersiz ve dengesiz beslenme ile vücut direnci azalacağı için, işçi sık sık hastalanmakta ve bunun sonucu olarak iş gücü kaybı olmaktadır. Tüm buolumsuzluklara ek olarak dikkatin azalmasına bağlı olarak iş kazalarının artmasıbeklenmelidir.Sağlığın kalitesi ve sürekliliği ilk planda nasıl beslendiğimizle yakından ilişkili olup mevsim dönümlerinde yaşayacağımız stress, anksiyete, verimsizlik, halsizlik, yorgunluk ve yeni hava koşullarına uyum açısından son derece önem arzetmektedir.Özellikle bahar dönemlerinde sıklığının arttığı bilinen kalp krizleri ve buna bağlı sorunların bertarafı için sağlıklı beslenme tedbirlerinin geciktirilmeden alınması bu anlamda ciddi önem taşımaktadır.

Bahar mevsimine giriş, uykusuzluk, yetersiz ve/veya dengesiz beslenme, yanlış beslenme saatleri, çok fazla alkol,sigara, beden ısısını koruyamama gibi etkenler ile bedenimizi yormak, onun savunma mekanizmasını zayıflatır ve dış etkenlerin bağışıklık sisteminiz üzerindeki etkisini arttırır.

Yorgun bir beden bünyesinde barındırdığı ancak güçlü bir bağışıklık sistemi ile üstesinden gelebildiği virüs ve bakterilere karşı savunmasız düşer ve hastalıklar, dolayışı ile yatak istirahati kaçınılmaz bir hal alır.Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olan bünyeler mikrop ile karşı karşıya geldiklerinde hiç bir şey olmamış gibi yollarına devam edebilir bu kişiler gerek mikroplara gerekse strese maruz kaldıklarında hemen hayatlarını kaybetme riski ile karşı karşıya gelmeyecektirler.Günlük duygusal stres yanında zayıf bir bağışıklık sistemine sahip olan kimseler, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireyler, yalnızca salgın mevsiminde değil, her zaman enfeksiyonlar karşısında risk altındadırlar.

Yeterli ve dengeli beslenme, yaşlılar, yoğun çalışanlar, özellikle büyüme çağındaki çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimleri ve sınav stresi açısından son derece önemlidir. Baharda fiziksel ve zihinsel performansın arttırılmasında, özellikle gençlerinbahara denk gelen yoğun sınav dönemlerinde bütün gece süren açlıktan sonra güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlaması, **Rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kan şekerini dengeleyici kompleks karbonhidrat kaynaklarının (kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri vb.) tüketiminin arttırılması,Kurubaklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin, yeşil sebzeler gibi demirden zengin besinlerin yeterli miktarlarda alınması, Sinir sisteminin çalışmasında etkin B vitaminleri, magnezyum ve biotinden zengin besinlerin (tam tahıl ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlar vb.)tüketiminin arttırılması, bağışıklık sistemini güçlendirici C vitamininden zengin (portakal, yeşil biber, patates gibi) ve beta karotenden zengin besinlerin (havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu meyveler) tüketiminin arttırılması önerilmektedir.

Zira başlıca antioksidan vitaminlerden olan C vitamini : Grip ve soğuk algınlığına karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmede oldukça etkili bir vitamindir. Hayati önem taşıyan pek çok olayda görev alır. Tüm vücutta (kanda, karaciğerde, kalp ve beyinde, organların içindeki hücrelerde)önemli bir işlev görür.C vitamini soğuk algınlığı geçiren kişilerde hastalık süresini kısaltır; burun akıntısı, baş ağrısı, göz akıntısı gibi problemlerin ciddiyetini azaltır; bunu hastalığa neden olan virüslerin hareketliliğini azaltarak ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek gerçekleştirir. Mevsim dönümlerinde organizmada oluşabilecek strese karşı koruma sağlar. Genel sağlık açısından pek çok antioksidan barındıran sebze ve meyveler de C vitamini, karotenoidler, flavonoidler,glutatyon gibi enzimlerle bağışıklık sistemini destekler, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, gözü korurlar. Turunçgiller ise yüksek potasyum ve düşük sodyum içerikleriyle yüksek kan basıncına karşı koruma sağlar, vücudun sıvı dengesinin ayarlanmasına yardım ederler. İçerdikleri çözünür ve çözünmez posa ile bağırsak florasının dengesini sağlar, kabızlık probleminin çözümlenmesine ve kan yağlarının düşürülmesine yardım ederler.

Viral enfeksiyonlara,alerjilere, mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlarlar.

Bahara geçiş döneminde hassaslaşabilecek organizmayı güçlendirmede, şeker ve şekerli besinler, cips, kuruyemiş, gazlı içecekler gibi besinler yerine süt,yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tercih edilmesi,günlük kafein tüketiminin en fazla 2 fincan kahve ile sınırlandırılması, mevsim dönümünde strese bağlı vücutta oluşan toksinlerin atılmasını kolaylaştırmak amacıyla günde en az 8-10 bardak su tüketilmi bahara ağız tadı ile girmemizi mümkün kılacaktır.Su gibi sağlıklı ve güzel bir bahar diliyorum...


Mersin Beslenme ve Diyetetik (Diyetisyen) uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!