Kimisi için korkulu rüya olan bağlanma, ilişkilere yön veriyor. Güvenli bağlanma mutlu ederken saplantılı olanlar sonunda yalnız kalıyor. Bağlanmaktan korkup kaçan da var, ilişkiyi her şeye rağmen kovalayan da. Bağlanma ve özgüven arasında yakın bir ilişki var. Özgüvenin temeli ise bebeklik döneminde atılıyor.

Her ilişkinin parmak izi de, her aşk acısının reçetesi de bir birinden farklı. Ancak günümüzde ilişkilerde sıkça dile getirilen ortak bir sorun var; “bağlanma fobisi”. Bağlanmak, özgürlüğün düşmanı mı? Bağlanmanın temeli bebeklik döneminde atılır. Anne ve bebek sürekli birbirlerini görüş alanı içinde olsun isterler. İhtiyaçları zamanında karşılanan bebek, kendini önemli ve değerli hisseder. Aynı zamanda karşısındaki kişileri ve dünyayı, ‘güvenilir, olumlu’ bir yer olarak algılar. Yani anne kucağı özgüvenin temelinin atıldığı, depresyondan korunmanın başladığı yerdir. Erişkinlerde ilişkilere yön veren bağlanma ile özgüven arasında da yakın bir ilişki var.”

ÖZGÜVENİ YÜKSEK OLAN İLİŞKİDEN KORKMUYOR

Tek taraflı bağlanmanın kişi üzerinde yıkıcı etkisi olmaktadır. Erişkinlerde bağlanma şekilleri farklılık gösterir ;

Güvenli bağlanma: Kendilerini değerli ve sevilebilir algılarken, diğer insanları da ulaşılabilir ve duyarlı görürler. Özgüvenleri yüksektir, yakınlık kurmaktan rahatsız olmazlar. Başka kişi ve durumdan bağımsız karar verebilme yetisine sahiptir.

Saplantılı bağlanma: Kendilerini değersiz bulurken diğerlerini olumlu değerlendirmektedir. Diğer kişilerin onayı ve kabulünü kazanmaya çalışırlar. İlişkilerle aşırı meşgul olurlar. Yakın ilişkiler içerisinde olmayı arzu etmekle beraber, diğerlerini kendilerinden uzaklaştırabilirler.

Korkulu Bağlanma: Kendilerini değersiz algıladıkları gibi, diğerlerini de olumsuz değerlendirirler. Kişi kendisinin sevilmediğini düşündüğü gibi başkalar tarafından reddedilme korkuları vardır. Yakın ilişki kurmaktan çekinirler ya da ilişkilerinde fazla sorun yaşarlar.

Kayıtsız Bağlanma: Kendilerini değerli ve sevilebilir olarak algılarken, diğerlerine karşı olumsuz değerlendirmelere sahiptirler. Hayal kırıklığına uğramamak ve reddedilmemek için yakın ilişkilerden kaçınır. Bağımsız ve güçlü olmaya çalışarak olumlu benlik algılarını devam ettirmek istemektedirler.

AŞK, ÖDÜL MERKEZİNİ UYARIYOR

Beyinde aşkla birlikte uyarılan bölümler davranışları ve bağlanma duygusunu da belirlemeye başlıyor. Aşkın nörobiyolojisini şöyle özetleyebiliriz; Ödül merkezi uyarıldığında tanımlanması güç mutluluk hali ortaya çıkar. Dopamin salınımının ardından objektif algılama yitirilir ve en makul kişi bile objektif düşüncesini yitirir, sevgilini patavatsızlığını, açık sözlülük zanneder, şaşı gözünü şehla görür. Deprem tatbikatı gibi gençler aşık olmadan önce bilinçlenmeli ve gözleri açık sevmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Böyle durumlarda dost ve yakınların tavsiyeleri duyulmalı. Beyinde ‘Amigdala’nın aktivasyonu kaybedilince korku merkezi durur ve aşk cesaret verir. Kişinin sosyal yaşamını etkileyen, günlük aktivitelerine engel olan, hastalıklı ve mutsuz eden aşk tablosunda ise psikiyatrik yardım alınması gerekmektedir.



İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!