BEBEĞİNİZİN DOKUNMA HİSSİ
Ana rahmi, devamlı bir biçimde uyaranları ve de çift taraflı etkileşimi sağlaması nedeniyle bireyin yaşama hazırlık aşamasında, hem fiziksel hem de sosyal gelişimi için çok uygun bir ortam oluşturmaktadır. Her zaman bir hareket vardır ve bebek devamlı dış ortam ile etkileşim halindedir. İnsan iletişiminde en önemli duyulardan biri olan dokunma, ana rahminde başlayan ilk duyudur.

8. gebelik haftasında dokunmaya karşı ilk hassasiyet izlenmekte ve bebeğin yanağına dokundurulan bir saç kılına verdiği hareket yanıtıyla kendini göstermektedir. Yapılan çalışmalarda, bu erken dönemden başlayarak bebeğin yanağında saç kılına gösterdiği cevabın 10.gebelik haftasında genital bölgeye, 11.gebelik haftada avuç içine ve 12. gebelik haftasında ayak tabanlarına ilerlediği görülmektedir. Hassasiyetin görüldüğü bu ilk bölgeler erişkin yaşamda da duyu reseptörlerinin en çok ve en çeşitli olduğu bölgelere tekabül etmektedir.17.gebelik haftası itibarı ile karın ve kalça bölgesi tamamen dokunmaya hassastır. Sıcak,soğuk,basınç ve ağrıya duyarlı yüzlerce hücreden oluşan cilt, hayret verici biçimde kompleks bir yapıya dönüşür. 32. gebelik haftasında vücudun hemen hemen tüm bölgeleri hafif bir saç kılı dokunmasına karşı bile duyarlı hale gelir.


BEBEĞİNİZİN HAREKETLERİ
Ana rahmindeki ilk hareket, aynı zamanda yaşamın da ilk belirtisi olan ilk kalp atışı, döllenmeden sonra 3. gebelik haftasında başlamaktadır. Kalpteki odacıklar, kapakçıklar ve tüm diğer bölüm ve bağlantılar daha oluşum aşamasında iken bu ritmik aktivite (kalp atışı) devam etmektedir.

6-10 gebelik haftasında bebeğin vücudundaki ilk hareketlenme, baş, kol ve bacaklarda görülen hafif gerilme ve dönme hareketleri şeklinde kendini göstermektedir.10. gebelik haftasında elin başa, yüze ve ağza götürülmesi, ağız açma, kapama ve yutma hareketleri mevcuttur.14. gebelik haftası itibarı ile ana rahminde görülen tüm bebek hareketleri artık oluşmuştur. Hareketleri spontandır ve uyanıklık ve uyuma dönemleri arasındaki tipik döngüler şeklindedir. Solunum ve çene hareketleri başlamıştır. Eller vücudun tüm parçaları ile ve göbek kordunu ile meşgul hale gelmiştir.

Bu erken dönemden itibaren görülen hareket bebeğin en önemli aktivitesidir ve bazen kendiliğinden bazen de uyarılma sonucu oluşmaktadır. Spontan hareketler en erken oluşandır ve muhtemelen bebeğinizin bireysel ilgi alanı ve ihtiyaçlarını temsil etmektedir. Uyandırma hareketi bebeğin çevreye duyarlı olduğunun bir göstergesidir.Örneğin 10-15. gebelik haftaları arasında anne güldüğünde veya öksürdüğünde bebeğiniz de saniyeler içerisinde buna hareket ederek cevap vermektedir.

Baş ve gövdenin hareketlerini birleştiren ve yer çekimine yanıtı sağlayan denge sistemi 8. gebelik haftasında gelişmeye başlar ve bu sistem kulaktaki dengeyi sağlayan sıvı dolu kanalların oluşumunu içermektedir.

Uyur veya uyanık insan cenini saatte 50 den fazla hareket eder bu hareketler vücudu kıvırma ve germe, başını, yüzünü, kol ve bacaklarını oynatma ve sıcak ve ıslak evini (ana rahmi) araştırmaya çalışmak şeklindedir. Anne karnındaki bebeğin kendi kendine dokunma uyarısı verme isteği, yüzüne dokunma, eli ile diğer eline dokunma, ayaklarını yakalamaya çalışma, ayağı ile bacağına dokunma, eli ile göbek kordonunu tutmaya çalışma şeklinde kendini gösterir.

Bu genel hareketlerin yanı sıra daha tuhaf hareketler de anne karnındaki bebeklerde izlenmektedir. Bunlar rahim duvarını yalamaya çalışma ve ayakları ile rahim duvarını iterek bir nevi rahimde yürüme şeklindedir. 2. ve 3. çocuklar ilk doğan bebeklere göre rahim içerisinde bu hareketler için daha çok yer bulmaktadırlar. İlk gebelikten sonra rahim büyümekte, göbek kordonu uzamakta ve daha özgür harekete izin vermektedir. Bir spekülasyona göre 2. ve sonraki çocuklarda hareket deneyimi rahim içinde daha çok gelişmekte ve çocukluklarında daha aktif bebekler olmaktadırlar.

Anne karnındaki bebek anne hareketlerine güçlü tepkiler verir. Ultrasonda bebeği izlerken anne gülmeye başladığında, bebeğin aşağı yukarı zıplama hareketi yaptığını ve tıpkı bir trambolinde gibi zıpladığını görmekteyiz. Anne ekranda bunu izlediğinde daha çok gülmekte ve bebek de daha hızlı zıplamaya başlamaktadır. Acaba bu insanların neden lunapark trenlerini sevdiğini açıklayabilir mi?:)




BEBEĞİNİZİN TAT ALMA VE KOKU DUYUSU
Bebeğinizin tat almaya yönelik yapıları 14. gebelik haftasından itibaren mevcuttur ve uzmanlar tat almanın bu dönemde başladığına inanmaktadır.Çalışmalar, bebeğin yutkunmasının tatlı alımı ile artış gösterdiğini ve acı ve ekşi tatlarla azaldığını göstermektedir. Ana rahminin sıvı ortamı, laktik, sitrik asit, üre, proteinler ve tuzdan oluşan çok sayıda tat barındırmaktadır.Yapılan deneyler, tat ayırımı ve tat tercihlerinin daha doğum esnasında tam olarak oluştuğunu göstermektedir.

Son zamanlara kadar, araştırmacılar koku almanın hava ve solunuma bağlı olduğunu düşündükleri için ana rahminde koku almanın mevcut olduğuna ihtimal vermemekteydi. Ancak son çalışmalarda koku almanın ve burundaki reseptörlerin şu ana kadar bilinenden çok daha kompleks olduğu ve çok sayıda sisteme bağlı olduğunu göstermiştir.

Burun gelişimi 11-15. haftalarda başlar.Çok sayıda kimyasal madde plesenta üzerinden amnion sıvısını geçmekte ve bebeğe tat ve koku uyarısı oluşturmaktadır. Bebeğin etrafını saran amnion sıvısı bebeğin ağız, burun ve boğaz boşluklarnı yıkamakta ve bebek bu sıvıyı solumakta, yutmakta ve bu koku sistemlerinin uyarılmasını sağlamaktadır.

Ana rahmindeki bağlantılar bebeğinizin davranışını değiştirebilmekte ve bu doğum sonrası yaşama yansıyabilmektedir. Kokuların daha ana rahminde öğrenildiği kanıtlanmıştır. Ana rahmindeki ortalama 120 ye yakın farklı kokulu madde tespit edilmiştir. Ek olarak annenin yedikleri de plesenta yolu ile bebeğe ulaşmakta ve kan yolu ile bebeğin burun mukozasına aktarılmaktadır. Bu sebeple daha ana rahmindeki çok sayıdaki kokular ile olan bu deneyim erişkin dönemdeki koku sistemine hazırlanmakta ve koku ayrımını oluşturmaktadır. Bir çalışmada anneye verilen kafeinli ve kafeinsiz iki kahveye karşı bebeğin solunum hareketlerinde ve kalp atışlarında değişiklik gözlenmiştir. Bebeğinizin ilk defa karşılaşmasına rağmen anne sütünün kokusunu tanıması da bunu ana rahminde öğrendiğinin bir kanıtıdır.

İnsanları neden acı ve baharatlı sevdiğini açıklamada anne karnındaki ortamın katkısı olabilir.:) 13-15. gebelik haftasında anne karnındaki bebeğin tat kabarcıkları tıpkı erişkindeki gibidir ve bebeği saran amnion sıvısı annenin beslenmesinde güçlü kokular olan sarımsak, soğan, kimyonu güçlü bir şekilde bebeğe taşımaktadır. Her ne kadar bebeğin bu tatları alıp alamadığı bilinmese de 33 haftalık bir prematüre bebek şeker sürülmüş memeyi plastik memeden daha güçlü bir şekilde emmektedir.

Son 3 ayda bebek günde ortalama 1 lt amnion sıvısı yutmaktadır. Amnion sıvısı anne sütüne tat olarak benzeri bir yapıda olabilir. Çünkü o da annenin diyetindeki yemekleri taşımaktadır.


BEBEĞİNİZİN DİNLEME VE İŞİTME DUYUSU
Amnion sıvısı, zarlar, rahim ve annenin karın dokusu bebeğinizi dış dünyadan soyutlayan bir bariyer gibi görünse de bebeğiniz devamlı, ses, titreşim ve hareketten oluşan uyarıcı bir ortama maruzdur. Çalışmalar seslerin anne ve plesenta tarafından oluşturulan engele takılmadan ana rahmine ulaştığını göstermektedir. Ritm, tonlama, hatta müzik anlamlı bir bozulmaya uğramadan direk olarak bebeğinize ulaşmaktadır. Annenin kendi sesi, diğer dış ortamlardan gelen seslere göre ana rahmine direk kendi vücudundan geçerek ulaştığı için bebeğiniz tarafından özellikle daha güçlü hissedilir.

Sesin, bebeğinizin kalp atımı üzerinde çok önemli bir etkisi vardır. Sadece 5 dk'lık bir uyarı bebeğinizin kalp atımı ve hareketlerinde nerede ise 1 saate varan değişimlere yol açabilmektedir. Bazı müzik sesleri bebeğinizin metobalizmasında bile değişimlere yol açabilmektedir. İlginç bir çalışmada günde 6 defa 5 dk'lık bir süre ile “Brahm's Lullabye” dinletilen prematüre bebeklerde aynı sürede rastgele müzik sesleri dinletilmesine oranla daha hızlı kilo artışı görülmüştür.

Aktif dinlemenin, kulak gibi yapıların bile oluşmasından 2 ay önce 16. gebelik haftasında başladığı gösterilmiştir.16. gebelik haftasında 400 bebek üzerinde yapılan bir araştırmada, 250-500 mhz frekansdaki sese karşı bebekte ultrasonla görülen hareket şeklinde tepki izlenmiştir. Bu çalışma, kulak gelişimin tamamlandığı 24. gebelik haftasından 8 hafta önce aktif dinlemenin başladığını göstermesi bakımından ilgi çekicidir.

Bu bulgular, işitme duyusunun ne kadar komplex olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Cilt ve iskelet sistemi çok sayıda titreşim, ısı ve ağrıya verdiği tepkiyle işitme duyusunda kulak ve beyindeki diğer sistemlerden önce görev almaktadır. Bu öncü işitme sistemi daha sonra yerini, özelleşmiş duyma sistemine bırakmaktadır. Ana rahminde, 16. gebelik haftasında işitmeye verilen bu erken cevap, işitme duyusunun insan gelişiminde; daha doğumdan 24 hafta önce başlayan majör iletişim yolu olduğunu göstermektedir.


Bebeğin tat alıp almadığı kesin olarak bilinmese de, duyup duyamadığına dair şüphemiz yoktur. 24-25 haftalık prematüre bebekler bile sese tepki vermektedirler. Birçok gebe kapı çarpıldığında veya araba fren sesinde bebeğin ani hareketi ve tekmesine şahit olmaktadırlar.

Bu şiddetli uyaranlar olmasa bile ana rahmi sessiz bir yer değildir. Ana rahmine yerleştirilen araçlar yardımıyla bir apartmandaki bazal seslere yakın düzeyde sabit bir ses olduğu izlenmiştir. Bu sesler, annenin damarlarındaki kanın gürültüsü, mide ve bağırsaktaki guruldama sesleri, kendi sesinin dokular ve kemiklerinden geçtikten sonraki sesini, ve çevredeki diğer insanların seslerinin rahim duvarından geçtikten sonraki halini içermektedir. Bu nedenle, elektrik süpürgesi gibi sesler yenidoğan bir bebeği rahatsız etmemekte hatta uyumasına katkıda bulunmaktadır. Anne karnındaki bebeğin kalp atımları anne konuştuğunda yavaşlamaktadır. Bu durum bebeğin annenin sesini sadece tanıdığını ve duyduğunu değil aynı zamanda annesinin sesinin bebeği sakinleştirdiğini göstermektedir.


BEBEĞİNİZİN GÖRME DUYUSU
Görme duyusu, ana rahminde çalışılması zor bir duyudur ve haftalarla birlikte sabit olarak gelişme göstermektedir. Doğum esnasında, görme 12-15 cm arasında mükemmel bir odaklanma göstermekte ve bu mesafe, emzirme sırasında annenin yüzüyle bebek arasındaki mesafeye tekabül etmektedir.

Ana rahminde görme duyusunu objektif olarak ölçmek teknik olarak çok zor olsa da, bu konuda bilgiye prematüre bebeklerden ulaşabiliyoruz. 28-34 hafta prematüre bebekler izlendiğinde, görmede odaklanma ve yatay ve dikey göz hareketlerinin 31-32. haftada oluştuğu görülmektedir. Çevre deneyimiyle beraber, bu beceri hızlı bir artış göstermekte ve 33-34. hafta itibariyle her yöne göz hareketleri ve odaklanmada 40 haftalık zamanında doğan bir bebeğe eşit olmaktadırlar. Zamanında doğan bebeklerde görme duyusu gelişimi mükemmel bir hal almıştır. Keskinlik ve kontrast, kırılma, uyum, uzaysal görme, iki göz uyumu, mesafe ve derinlik duyusu, renkli görme, titreşim ve harekete hassasiyet gibi görme özellikleri tam olarak oluşmuştur.

Rahim içerisinde 26. gebelik haftasına kadar göz kapakları kapalıdır. Ancak bebeğiniz ışığa karşı hassasiyetini karna tutulan ışığa kalp atımında artışla cevap vermektedir. Hatta bu tepki doğum öncesi bebeğin anne karnında sağlıklı olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Çok kolay açıklanamamasına rağmen bu dönemden önce göz kapakları kapalı olmasına rağmen bir işlem için rahme giren iğneyi (amnisentez gibi) lokalize edebilecek kadar görme yetisine sahiptirler. Ya iğneden kaçarak ya da tutmaya çalışarak tepki vermektedirler. Benzer olarak 20. gebelik haftasında ikizler de birbirlerinin yerini bulma ve birbirlerine dokunmaya çalışarak bir çeşit görme başlangıcı olduğunu kanıtlamaktadırlar.

Görme en son gelişen duyudur. Çok erken doğan bebeklerin ışığa tepki vermesi anne karnındaki bebeğinde aynı yetiye sahip olduğunu göstermektedir. Ana rahmi sessiz olmadığı gibi tamamen karanlık da değildir. Örneğin annenin güneşlenmesi, bebeğin tepki verebileceği yeterli bir ışık oluşturmaktadır.


BEBEĞİNİZDE TÜM DUYULARIN ETKİLEŞİMİ
İnsandaki duyular izole olmayıp devamlı birbirleri ile iletişim ağı oluşturmaktadırlar. Bu duyuların nasıl uyum halinde çalıştığını gösteren birkaç örnek vermek istiyorum. Daha önce tat ve koku sistemlerinin nasıl birlikte çalıştığını, deri ve iskelet sisteminin işitmeye katkısını, göz kapakları kapalı iken bile görme duyusunun fonksiyonel olduğundan bahsetmiştik. Bebeğiniz acı hissettiğinde ses çıkarabilmek için hava ortamı yoktur ama şiddetli vücut ve solunum hareketleri ile olduğu kadar hormonal olarak da acıya cevap vermektedir. Kan transfizyonu için anne karnında bebeğin karaciğer toplar damarına iğne girilmesini takiben 10 dk içerisinde ağrı duyusunun kimyasal göstergeleri olan beta endorfin düzeylerinde ve kortizon düzeylerinde ciddi oranda bir yükselme olmaktadır. Gebeliğin son 3 ayında bebeğin kalp atışları monitolize edildiğinde bebek hareketleri ile birlikte dakikada 30 atım olacak kadar kalp atışlarında artış izlenmektedir.

Bebeklerin amniosentez işlemi sırasında iğneyi tutmaya çalışarak veya iğne onlara çarparsa dönüp iğneye saldırmaya çalışarak tepki verdiği bilinen bir gerçektir.

Son olarak araştırmacılar bebeğin 23. gebelik haftasında itibaren rüya gördüğünü saptamışlardır. Uykudaki hızlı göz hareketleri dönemi (REM) ilk defa bu haftada gözlenmektedir. Prematüre bebeklerdeki çalışmalar 30. gebelik haftasında uyku süresinin tamamını derin rüya aktivitesinde geçirdiklerini 40. haftaya doğru bu oranın %50 ye düştüğünü göstermiştir. Rüya, bu sırada yüz ve el kol hareketlerinin uyumu ile rüyanın mutluluk verici veya kötü olduğu hakkında bilgi veren şiddetli bir vücut aktivitesi oluşturmaktadır. Bebeğinizin rüya görmesi tıpkı erişkinlerde olduğu gibi içten gelen bir aktivitedir çevre veya duyulara tepkisel bir yanıt değildir.


İstanbul Kadın Doğum uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!