Görünürdeki isteklerimiz önemlidir. Toplum etkisiyle oluşmamış bize ait duygu ve istekleri fark etmek ve önemlidir. Bunu başarırsak “kendimiz” olmuş oluruz, kendimize ihanet etmemiş oluruz. İstekleri fark ettiğimiz ve ifade ettiğimiz zaman, içimizdeki büyük potansiyeli bize özgü gücü kullanmış oluruz.

Dikkat edilirse, isteklerimizi fark etmekten ve ifade etmekten söz ediyorum. “Tüm isteklerinizi gerçekleştirin” demiyorum. Çünkü size ait bazı istekler, doğanın veya toplumun istekleriyle çelişebilir; bazı istekleriniz imkansız, bazıları ise en azından sizin için zararlı olabilir. Ancak duygularınız ve istekleriniz her ne olursa olsun –zararlı veya değil- bunları fark etmek ve en azından kendinize ifade etmek yararlıdır. Çünkü fark etmediğiniz duygular ve istekler sizi yönetir. Fark ettiğiniz duygularınızı ve isteklerinizi siz yönetirsiniz. Duygularımızı özellikle isteklerimizi fark edip ifade etmeliyiz; ancak her istediğimizi ille de yerine getirmeye çalışmamalıyız. İsteklerimizi yerine getirip getirmemek konusunda rehberimiz, aklımız ışığında değerler olmalıdır. Aklımızı kullanarak isteklerimiz ile toplumsal değerler arasında uzlaşma/denge sağlamalıyız.

Yukarıdaki görüşlerin yanı sıra bir yandan da şuna inanıyorum ki bazı isteklerimiz toplum kurallarına aykırı ya da kendimize zarar verecek nitelikte gözükebilir. Ancak saldırganlık benzeri birtakım isteklerin, tam anlamıyla kişilerin içlerindeki gerçek istekler olduğundan kuşkum var. İnanıyorum ki, kendisini derinlemesine tanımayan bir insan, içindeki gerçek istekleriyle tanıştığında, bu isteklerin, kendisine ve başkalarına zarar veremeyecek istekler olduğunu görecektir. Saldırgan, öfkeli davranışlarımızın arkasında, korkularımız, sevilme isteğimiz, rahat yaşama ve yarına kalma arzumuz bulunuyor olabilir. Şimdi küçük bir örnekle söylemek istediklerimi özetleyeyim:

Diyelim ki bir baba akşam eve geç gelen oğluna öfkeleniyor ve “Niçin geç geliyorsun?” diye bağırıyor.

Oğlu ise

“Sen bana karışamazsın” diyerek kapıyı çarpıyor.

Şuna inanıyorum ki baba-oğul, yüzeydeki duygularını ve isteklerini ifade etmektedirler. Görünürün altındaki duygularını ve isteklerini fark edebilseler ve ifade edebilseler, muhtemelen şunları söylemek isterlerdi:

Baba: “Eve geç gelmen beni korkutuyor. Koyduğum kuralları dinlemediğinde otoritemin sarsıldığını düşünüyorum; bu da beni korkutuyor. Seni seviyorum, senin de beni semeni istiyorum.”

Oğul: “Özgür olmak istiyorum; kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum. Özgürlüğümü kaybetme ihtimali beni korkutuyor; bana güvenmemen beni kızdırıyor. Beni sevmeni ve bana güvenmeni istiyorum.”

Babalar ve oğullar, yukarıdakilerin yarısını bile hissedip birbirlerine söyleyebilseler, nice kavgalar tatlıya bağlanırdı.

Bireysel isteklerimiz ile toplumsal kurallar arasında ne yapmamız gerektiği konusunda ışık tutması dileğiyle bir baraj benzetmesi yapmak istiyorum: Her insanın içinde coşkun bir ırmak vardır. Eğer bu ırmağın önüne hiçbir set/duvar koyamazsanız, taşabilir, size ve çevrenize zarar verebilir. Eğer bu ırmağın önüne katı bir duvar çekip ırmağın akmasını bütün bütüne engellerseniz o zaman da hiç işe yaramaz. Bu ırmağın önüne bir baraj yapmalı, barajın kapakları olmalı ve kapakların denetimi sizin iradeniz altında bulunmalı; dengeyi sizin aklınız sağlamalı.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!