Aile de güven ilişkisi
Aile de güven ilişkisi

Modern toplumlarda aile gittikçe küçülmekte. Çekirdek aile olarak kabul edilen anne, baba, çocuk(lar) olan yapı taşı ; 21. yüzyılda artan boşanmalar nedeni ile daha da küçülmüştür. Anne- çocuk ya da baba -çocuk olarak minimize olmuş durumdadır. Bu durum da doğal olarak çocuklardaki psikolojik yapılanma ve gelişimi farklılaştırmaktadır. Bu anlamda en çok etkilenen alan da “ailedeki güven ilişkisi” olmaktadır.

Çocukta güven duygusunun oluşumu anne karnından itibaren başlamaktadır. Sakin geçen gebelikle birlikte annenin duygusal anlamda rahat olması, stres oluşturacak faktörlerden uzak olması, sakin iş yaşantısı, eşi ile olan uyum ve güven ilişkisi bebeğin de anne karnında sakin bir 9 ay 10 gün geçirmesi demektir. Bu süreç sağlıklı bir şekilde atlatıldığında dünyaya gelen yeni birey de kendinin güvenli bir ortama geldiğini hissedecektir. Temel ihtiyaçları (beslenme, öz bakım, sevgi) karşılanan bebek psikolojik gelişim olarak da oldukça sağlıklı bir şekilde yaşantısına devam edecektir.

Çocukların gelişim süreçlerinde 0-6 yaş dediğimiz zaman dilimi oldukça önemlidir. Bu dönemde çocuğa verilecek temel değerler( ahlak, sevgi, güven, inanç, vs) kalıcı olup, çocuğun aynı zamanda vicdan yapılanmasını sağlamaktadır. Bu dönemde çocuklarımıza dürüst olmalı, yapabileceğimiz şeyler için söz vermeli, zaman kavramını yaşatarak öğretmeli, ve onu karşılıksız severken, ödül- ceza ilişkisini kaliteli tutmalıyız. Yani kısaca; söylediklerimizle yaptıklarımız aynı olmalı, tutarlı olmalıyız. Böylece ebeveyn olarak inandırıcılık özelliğimiz ve yaptırım gücümüz kuvvetli olurken, çocuğumuzla aramızdaki güven ve sevgi ilişkisi de oldukça kaliteli olacaktır.

Peki güven duygusu sağlıklı gelişmeyen bir çocukta neler gözlenir? Öncelikle güven duygusu olmayan bir çocuk özgüven duygusunu tam olarak geliştiremez. Kendine olan güven duygusu tam olmadığı için de sorumluluk üstlenmez, ya da kendisine verilen ödev ve işleri tam istenildiği ya da ondan beklenildiği gibi gerçekleştiremez. Okul çağında, sınıfta arkadaşları ile uyum problemi ve davranış sorunları yaşar. Başarı odaklı çalışmalarda genelde yetersiz kalırlar. Gelişimi yaşından beklenin üzerinde olan çocuklar ise bu durumla baş edebilmek için genelde biz yetişkinlerin kurnazlık , haşarılık diye adlandırdığımız davranış modelleri geliştirirler. Yalan söylemeye meyilli olurlar. Kendilerine göre oluşturdukları hayal dünyalarında yaşarlar ve bunu kendi gerçekleri kılarlar.

Özellikle parçalanmış aile yapısı içinde büyüyen çocuklar sevgi ihtiyaçlarını yeterince karşılayamadıkları için bu duyguyu alabilecekleri ortam yaratma peşindedirler. Bu durumu yaratırken de küçük yalanlar yada oyunlara başvurmaktan çekinmezler. Çünkü amaçları anne ve babayı bir araya getirmek ve eksik olan sevgi ve güven ilişkisini tamamlamaktır. Somut –soyut kavramı zaman zaman karışan bu çocuklarda öfkeli bir ruh hali hakim olmaktadır. Genelde olaylar karşısında suçlu aramaya meyilli olan bu çocuklar cezalandıracak birilerini mutlaka bulurlar. Kimseyi cezalandıramazlar ise kendilerine ceza vermekten çekinmezler. Ergenlik çağında ise güven duygusundan uzak, inatçı, kural tanımayan, sınır kavramı olmayan birer bireye dönüşürler.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocuklarımıza vereceğimiz sağlıklı güven ve sevgi ile onların birer birey olarak geleceklerini yapılandırıyoruz. Bunun içinde yapmamız gereken tek şey, minimize olmuş bir aile yapımız olsa bile sevgimizi ve güvenimizi tutarlı ve onların ihtiyacını karşılayacak kadar vermektir. Bunun dozu da ne çok az olmalı çocuklarımızı cezalandırmak için, ne de çok fazla sunulmalı daha çok başarı ve iyi davranış için.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!