Cinsel İsteksizlik

Cinsel İsteksizlik ve Soğukluk

Cinsel davranış ve bunun ifadesi insan yaşamının doğal ve sağlıklı bir parçasıdır. Cinsellik ile ilgili kalıp yargılar üretilmesi her çağda ve günümüzde de görülen bir eğilim. Cinsellik bireyin orijinal bir dürtüsü, hayatın önemli bir parçası olmasına rağmen; konuşulması en zor konudur. Bireyin cinselliği onun geçmiş yaşantıları, ilişki kurma biçimi, kişilik özellikleri ve yaşadığı kültürle iç içedir. Cinsel sorunların birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlileri; cinsel bilgisizlik, eğitimsizlik ve cinsellik ile ilgili kulaktan kulağa aktarılmış yanlış bilgilerdir. Cinsel isteksizlik, soğukluk ya da kaçınma sık rastlanan durumlardır ve tüm bu faktörlerle alakalı birçok sebebi vardır. Cinsel isteksizlik sorunu daha çok kadına özgü bir sorun olarak görülür. Bu algı; erkeklerin her zaman cinsellik için hazır ve istekli oldukları cinsel miti ile yakından ilgilidir. Oysaki cinsel isteksizlik ile yardıma başvuran erkek ve kadın sayısı eşittir.

Freud yıllar önce çok genel bir kavram olan Libidoyu tanımlanmıştır. Şimdi ise libido, cinsel enerji, cinsel istek kavramları birbirinin yerine kullanılmaktadır. Kişi partnerine karşı cinsel isteği azalmış olabilirken; genel bir cinsel isteksizlik de yaşıyor olabilir. Cinsel isteksizlik olarak görünen bir diğer durum da; partnere karşı ya da genel bir cinsel isteksizlik olmamasına rağmen, cinsel fantezilerini gerçekleştiremediği için uyarılmayarak cinsel ilişkiden uzak durmaktır.

Cinsel isteğin azalmasındaki en önemli etkenlerden biri; cinsel bıkkınlıktır. Bu durumda sevişme sırasında çiftler bir sonraki adımı bilirler ve heyecan verici faktörler azalmış, cinsel ilişki tek düze hale gelmiştir.

Cinsel isteğin bir sorun haline geldiği noktada; çiftlerin yaşantısının niteliğine bakmak gerekir. Cinsel yaşantı çeşitli aşamalardan oluşur. Bu aşamaların nasıl yaşandığı cinsel isteği etkiler. Uyarılma, Gerilme, Doyum ve Gevşeme fazları, cinselliğin temel aşamalarıdır. Özellikle uyarılma fazındaki sorun cinsel isteksizliğin sebeplerinden biridir. Sevişme sırasında geri bildirim verilememesi ve istek ve ihtiyaçların dile getirilmemesi, uyarılmanın gerçekleşmesini hepten engeller. Uyarılma fazı gerçekleşmediğinde diğer fazlara da geçilemez ve orgazm da gerçekleşmez. Yeterli cinsel uyarım olmadığında, cinsel ihtiyaç ve beklentiler karşılanmadığında cinsel istek de giderek körelebilir.

Unutulmaması gereken bir diğer konu psikiyatrik ve organik kökenli hastalıklar.. Bunlar da, cinsel soğukluk ve isteksizliğe yol açabilirler. Örneğin; tiroid fonksiyon bozuklukları, diğer rahatsızlıklar (ağrılı hastalıklar, kanser, diyabet vb.) yaşlanma ve gebelikler de dolaylı olarak cinsel isteği etkileyebilir. Depresyonda da cinsel isteksizlik ana belirtilerden biridir.

Ayrıca bazı jinekolojik ya da psikolojik kökenli olabilen cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsellikten kaçınmaya sebep olabilir. Bir çok kadın cinsel ilişki sırasında ağrı hissetmesinin normal olduğunu düşünebiliyor. Oysa ki cinsel ilişki temelde ağrı veren bir şey değildir. Ağrı söz konusu ise mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. 

İlişkideki Dinamikler !

İlişkideki yakınlık ve güven düzeyi de cinsel yakınlığı ve cinsel isteği de etkiler. Birlikte vakit geçirme sıklığı, birbiri için ifade edilen anlam, sevginin ifadesi, gün içindeki temas ve bedensel yakınlık, cinsel isteğin görünmeyen yapıtaşları gibidir. Eşlerin birbiri için çekici olmaması, cinsel beklentiye uygun olmaması ve davranmaması ve cinsel uyarımın yetersiz olduğu durumlarda cinsel istek ketlenir. Cinsel ilişki sıklığında sorun yaşayan çiftlerde sıklıkla; mutlu bir ilişkileri olsa da birbirlerinin cinsel partner imgesine uymadığı görülür.

Cinsel davranışlarımız ve dürtülerimiz, kişilik özelliklerimizle bağlantılıdır. Bu bağlantı bazen ters bazen de doğru orantılıdır. Örneğin; günlük yaşamında pasif ve itaatkâr olan biri, cinsel ilişkide baskın olabilir, hatta sadistik eğilimlere sahip olabilir. Bu gibi durumlarda birey cinsel davranışını ortaya koymaktan kaçınabilir.

Kadın ve erkeğin uyarılması birbirinden farklı dinamikler içerir. Erkekler görsel yoldan uyarılabiliyorken, kadınlar daha çok dokunma, duygusal ve fiziksel temasla uyarılırlar. İlişki bu teması içinde barındırmıyorsa, cinsel istek azalacaktır.

Eşler arasındaki ilişki bozulduğunda; öfke ve kırgınlık duyguları ön planda olduğunda cinsel istek eşe karşı baskılanabilir. Özellikle evlilik ve ilişki dışında kurulan diğer ilişkinin ve bunun varlığından haberdar olunmasının buna sebep olabileceğini söyleyebiliriz.

Sık tartışma durumlarında eşlerin birbiri için ifade ettiği anlam değişebilmekte, eş cinsel partner olmaktan çıkabilmektedir. Ancak sık gördüğümüz durumlardan biri de eşler arasındaki rastlantısal aksaklıklar. Özellikle yoğun iş yaşantısı olan eşlerde bunu sık görüyoruz. Nasıl dinlenmeye vakit ayırmıyorlarsa, cinselliği de görmezden gelebiliyorlar. Aslında ilişkide hiçbir sorun olmasa da, cinselliği yaşamak için bir araya gelemiyorlar.

Ayrıca ev yaşantısı, cinselliğin yaşandığı ortam, çocukların varlığı gibi dış faktörler de cinselliğin rahat yaşanması engelleyerek cinsel isteksizliğe sebep olabiliyor.

Cinselliği Nasıl Öğrendiniz?

Tüm diğer yaşam olaylarında olduğu gibi cinsellik ile ilgili şemaların oluşumu erken çocukluk yıllarına kadar dayanır. Cinsellik kavramını en başta zihninize nasıl kodlandığınız onu nasıl yaşayacağınızı da belirler. Örneğin ülkemizde genellikle çocukluk çağında cinselliğin pis ve kirleten, çok günah, olmaması gereken bir şey olduğu öğretilir. Kendisi ile ilgili de cinsel dürtülerini her fark ettiğinde utanç ve suçluluk hissedebilir.

Kadın cinselliğinde toplumsal rollerin etkisi yadsınamaz. Erkek ve kadın arasındaki güç ve bağımsızlık dengesizliği cinsel rollere de yansıyor. Ülkemiz toplumsal kuralları kadınların cinsel uyarımlarının daha az farkında olmalarını destekler biçimdedir. Kadının cinsellikten aldığı/alacağı haz önemsiz görülmekte, hatta bazı kültürlerde buna ihtimal bile verilmiyor. Bu çerçevede cinsel rollerin ilk öğrenildiği ve dürtülerin ilk hissedildiği yaşlardan itibaren cinsel dürtüler, istekler ve ihtiyaçlarla ilgili farkındalık gelişemiyor. Hatta dürtülerin fark edilmesi suçluluk, utanç, iğrenme gibi duyguları beraberinde getirebiliyor. Kadın giderek cinselliği omzunda bir yük, eşine karşı yerine getirdiği bir görev gibi görmeye başlayabiliyor. Hatta bazı kadınlar gece yattığında eşinin yakınlaşmaması için dua ediyor.  Ya da cinselliği tamamlaması ve başından savması gereken bir görev gibi görebiliyorlar.

Çözüm nedir?

Çözümün bulunması için önce sebebin bulunması gerekir. Bu yüzden bir cinsel terapi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonunda gerekli branşlara yönlendirme yapılabilir. Sorunun psikolojik etmenlerle ilişkili olduğu anlaşıldığında, cinsel terapi uygulanır. Cinsel terapide amaç kişinin doğal olarak var olan cinsel isteğini ona uygun şekilde ortaya çıkarmaktır. Bu terapiler cinsel isteği ketleyen etmenleri bulmayı, egzersizler ve ödevleri kapsar.

 

Uzm. Psk. Şencan Taşkale