Doktorsitesi.com - Ne kadar aktivite?
Ne kadar aktivite?
Öncelikle söylenmelidir ki insan, fiziksel aktivitede bulunmak ile vücuttaki işleyişi normalinde tutabilir. Uzun yolculuklar, uzaya insan göndermeler, yoğun bakımda yatan veya ameliyat sonrası hastalarda, hareket azlığının, bir çok problemler doğurabildiğini biliyoruz.
Günlük modern hayatın sonucu fiziksel hareket azlığı da, uzun vadede bir çok problemleri beraberinde getirmektedir. Bunun önüne geçmek çok zor değildir. Yeter ki azim, kararlılık ve kendi sağlığımız için bir şeyler yapma isteği-bilinci varolsun.
İnsanlara spor yapın denince, çok ciddi ve bir sporcu gibi yoğun ve profesyonel işler yapmasının söylendiği sanılmaktadır. Daha doğru anlatım ‘aktivite artışı’ deyimidir. Peki aktivite artışı nasıl olmalıdır. Günlük rutin çalışmalarımız – koşuşturmalarımız aktivite değil midir? Ayakta veya oturur kalma sürelerimizin uzaması niçin zararlıdır. Sorulabilecek birçok soru vardır.
Gün içerisinde ayakta kalmamız ve koşuşturmalarımız, aktif /düzenli ve uygun yüksek düzeyde enerji yakmaktan oldukça uzaktır. Aksine ayakta uzun süre kalmak ya da uzun süreler oturur kalmak, dolaşım açısından ve enerjetik açıdan blokajlara neden olur. Kan ve lenf dolaşımının bozulması, sonuçta ödem oluşması ile kilo artışını kaçınılmaz kılacaktır. Öyle ise ne yapılabilir: günlük aktivitemizi arttırmalıyız, aktif kas hareketlerine imkan tanımalıyız. Uzun süreli oturmalar yerine, arada bir aktif kas aktivitelerinde bulunmak, koşuşturmaları spor bilinci ile yapmak ve kaslarımızı kasacak fırsatları iyi değerlendirmek... merdivenleri kullanmak, hızlıca yürümelere fırsat tanımak, sağlıklı olmaya atılan ilk adımlardır... Böylece, kaslarımız, damar sistemimize masajlar yapıp ödem ve selülit/kilo oluşumundaki bazı faktörleri azaltacaktır.
Güncel veriler, haftada en az 3 kez birer saatlik aktivite artışını önermektedir. Aktivite artışı diyorum, çünkü spor kelimesi itici ve ağır işler yapmaya işaret eder gibidir.
Yaşımıza, ortamımıza, imkanlarımıza, mevcut hastalıklarımıza, kısacası bünyemize ve ortamımıza uygun aktivite artışlarında bulunalım. Aktivite artışı ile dengeli beslenmeyi tüm ömrümüze uygun hale getirmeliyiz. Ancak böylece sağlık içerisinde yaşlanabiliriz ve böylece torunlarımızı sağlıkla kucaklayabiliriz... (anti-aging=yaşlılığı önleme deyiminin doğrusu well-agening’dir=iyi yaşlanma...)
AKTİVİTE ARTIŞININ KAZANDIRDIKLARI
Son günlerin gözde konuları, iyi yaşlanma için hormon tedavileri/ takviyeleri, beslenme destekleri, yaşlanmayı yavaşlatıcı kimyasal maddeler, natürel gıdalar ve bu gıdalar içinde bulunan hücreleri dolayısı ile sağlığımızı koruyucu doğal maddeler.
İnsanlık hatta doğal yaşam ile birlikte binlerce yıldır varolan doğal desteklerin, doğadaki/ yapımızdaki/ vücudumuzdaki/ varlığımızdaki terapilerin/tedavi edici mekanizmaların değeri tekrar anlaşılıyor. GH(büyüme hormonu), serotonin, depresyon, aerobik aktivite artışı, dengeli hayat biçimi, azalan aktivitenin çalışmaya programlı vücudumuz için zararları, meditasyon/stres ile başa çıkmak gibi bir çok konudan bahsediliyor.
Yukarıda sayılanların hepsinin özeti, aktivite artışı/doğayla-insanlığımız ile iç içe olma/doğal-yeterli beslenmedir.
1.Aktivite artışıàbüyüme hormonunu arttırması yanında mutluluk hormonu denilen serotonin’i de arttırır. Alın size doğal yoldan iki hormon desteği...

Ya da aktivite artışı, uygun-yeterli-doğal beslenme yanında AKUPUNKTUR uygulaması da, günlük enerjetik bozunumları düzeltmesi yanında bahsedilen hormonları salgılattırır, ayrıca tamir edici birçok iç mekanizmamızı da (iç hekimi de) çalıştırır... Sonuçlar çok çarpıcıdır. Günlük streslerinden, kronik yorgunluk ve ağrılarından kurtulan, enerjisini ve kendi insani frekansını tekrar yakalayan, sabah işine gitmek için rahatça ve dinlenebilmiş uyanan insan...
2.İnsanlığımız ile iç içe olmaà insan basit bir makine değildir; bu yüzden makinelerden oluşan bir alet parkı içinde çalışmaya hapsedilemez. Dostlarımız, yakınlarımız ile sosyal ilişkilerimizi koparmamak, yaratılışımıza-doğamıza uygundur. Doğa ile iç içe olmak, belki sadece bir ağacın yeşilliği, belki batan güneşin portakal rengi, belki denizin mavisi bile bizi kendi yaratılış frekansımıza ve huzura eriştirecek, stresten kurtaracaktır. Yoksa günlük koşturmalar ve etrafımızdaki makineler/ makineleşmiş- robotlaşmış insanlara uymak bize uygun yaratılıştan gelen frekans ile uyuşmayacak ve stres/gerilime yol açacak; sağlığımızdan çalacaktır... Dostlarınıza-yakınlarınıza, doğal ortam ile iç içe olmaya zaman ayırınız...
3.Binlerce yıldır doğada bulunan gıdaların yerine, fabrikasyon ürünlerin alınması ile insanlık çok şeyler kaybetmektedir. Artan kanser vakaları, artan allerjiler, artan genetik yapıda ve gelecek kuşaklardaki bozulmalar...
SONUÇ:
İnsanın doğaya ve kendi özüne tekrar dönüşünün doğru olduğu görülmektedir. İnsanlığımızı ve onun elle tutulan parçası vücudumuzu, modern çağın çarkları arasında ezdirmeyelim. İnsan, yaradılıştan gelen frekansına uygun davrandıkça ve kendi iç hekimini devreye soktukça daha sağlıklı olacağı kesindir.
 
Bu Makale Uzm.Dr. Selim KOMAR Tarafından Gönderilmiştir..
Gönderim Tarihi : 24.05.2005