Op. Dr. Ayşe DUMAN

Op. Dr. Ayşe  DUMAN
Teyit edilmiştir.
Bağlantıma Ekle Takip Et Teşekkür Gönder

Branşı

Kadın Hastalıkları ve Doğum

İl / İlçe

İstanbul / Üsküdar

Meslek Grubu

Tıp Doktoru

Üyelik Tarihi

09.07.2010

Son Giriş Tarihi

28.04.2014 15:45:31

Hamilelikte vücuttaki değişimler
Toplam Okunma : 3465 kez okundu.

Kalp-Damar-Sistemindeki Fizyolojik Değişiklikler
Kan hacmi 36. haftaya kadar devamlı artar. Kanı oluşturan suda %35’lik artış olurken, bu artış kırmızı kan hücrelerinde %25’dir. Bu da hamilelerde genelde rastlanan düşük hemoglobin veya hematokrit (kırmızı kan hücrelerinin tüm kan hacmine yüzdelik oranı) değerlerini açıklamaktadır. Bu duruma doğal hamilelik anemisi de denir. Bunun bebeğin anneden gelen kanla beslendiği plasentadaki kan dolaşımına faydası vardır. Dolaşım artar.
Hemoglobin değerlerinde sınır doğum zamanında %12 olarak kabul edilmektedir. Bunun aşağısında olan değerlerde demir takviyesi yapılmalıdır. Hamilelerde demir ihtiyacı artmıştır. Hamile olmayanlarda günlük ihtiyaç 3 ile 15 mg/gün arası iken, hamilelerde 15 mg’ın üzerine çıkar.
Beyaz kan hücre sayılarında da artış görülmektedir. Beyaz kan hücreleri vücudun bağışıklık sisteminde görev alırlar.
Hamilelik esnasında kan pıhtılaşma eğilimi de artmıştır. Bu durum hamilelik ve doğum için aşırı kanamaları önlemek için koruyucu bir sitem olarak düşünülebilir.
Kalp atımı hızlanır. Bu sayede dakikada vücuda pompalanan kan miktarı da artar. Kan basıncı ilk son üç aylık dönemde artar.Ve bu artış diastolik değerlerde olur. Sırt üstü yatar konumda kan basıncı çok düşük değerlere ulaşırken, kalp frekansı artabilir. Böbrek kanlanması %50 kadar düşebilir. Bu fenomene Vena-Cava-Kompresyon sendromu denir.
Yatar konumda vücudun alt kısmından kalbe kanı taşıyan alt ana toplar damar bebeğin ağırlığıyla basılabilir ve bu duruma sebep olabilir. Be sebeple hamilelerin özellikle son üç aylık devrede sırt üstü yatmaları tavsiye edilmez. Toplar damarlar, özellikle alt ekstremitelere ait olanları büyüyen rahimden dolayı kanı alt ana toplar damara tam olarak boşaltamazlar.
Bu damarlardaki kan basıncı artar. Bağ dokusu zayıf olan veya varis sorunu olan hamilelerde toplar damar kapakçıkları artan kan basıncı karşısında görevlerini tam olarak yapamazlar ve tam olarak kapanmazlar.Kan aşağı bölgelerde kalır.Damarlar genişler.
Bu damarlar anal bölgede hemorroid oluştururlar. Bu durum önlemese de hafifletici olarak bir tavsiyemiz olabilir. Mümkün olduğunca uzun süreli oturma ve ayakta kalmaktan kaçınılmalıdır. Bacaklar sık sık yukarı kaldırılmalıdır. Bazı durumlarda varis çorabı giyilmesi de tavsiye edilebilir.
Akciğerlerdeki Değişiklikler
Hamileliğin ilk zamanlarında bile ortaya çıkabilecek nefes darlığı şikayeti oluşabilir.
Dakika başı alınan nefes volümü , soluk derinliği artar. Bu artış oksijen ihtiyacından fazla olduğu için hiperventilasyon oluşur. Bunun sebebi kandaki gaz konsantrasyonları ve rezervlerindeki değişiklerdir. Hamile bir bayan hamile olmayan bir bayana nazaran daha çabuk nefes nefese kalır.
Böbreklerde ve İdrar Yollarındaki Değişiklikler
Yukarıda anlatılan kan volümündeki artış böbrek kan dolaşımının da artmasına neden olur.Bunun sonucunda daha fazla idrar oluşur, hamileler daha sık tuvalete gitme ihtıyacı hissederler.
Aynı zamanda bebek idrar torbasına bası yapıyorsa bu ihtiyaç biraz daha artar. İdrar miktarındaki artışla idrarda şeker miktarı da artar. Böbrekler sadece belli miktarda şekeri süzebilirler. Bu durumda olası hamilelik diabeti atlanmamalıdır.
Hamilelik süresinde yüksek progesteron seviyeleri yüzünden düz kaslar gevşer. Bu sebeple sıkça idrar yollarında ve idrarın böbreklere döküldüğü havzalarda genişleme görülür.Bu genişleme sonrasında buralarda idrar kalır.
Bu sayede buralarda bakteriler rahatlıkla üreyebilir ve idrar yolları ve böbrek iltihabı oluşturabilirler. İdrarda artan şeker miktarı da bakterilerin çoğalması için uygun zemini hazırlar. Bu durum neden hamilelerin daha sık idrar yolları iltihabı şikayeti olduğunu açıklar.
Ağız-Mide-Barsak Sistemindeki Değişiklikler
Dişlerin çürümeye meyilli olması tükürük muhteviyatındaki değişikliklerle açıklanabilir. Halk arasında “Her hamilelik bir diş götürür.” inancı da henüz ispatlanamamıştır. Ağızda tükürük salgısında artış gözlenir.
Mide hamilelik süresince yerini değiştirir.Büyüyen rahim sayesinde mide sola kayar ve döner. İlk 20 haftada asit salgısında azalma görülür. Bundan sonra doğuma kadar olan sürede yine normale döner. Asit miktarındaki azalma, hamilelik boyunca mide ülserlerindeki iyileşmenin sebebi olarak açıklanabilir.
Sıkça yaşanan mide yanması şikayetinin nedeni de gevşeyen düz kaslardır. Mide ve yemek borusu arasındaki kapanma mekanizması tam olarak görev göremez ve özellikle yatar konumda asitli mide içeriği yemek borusuna geri gelir. Bu yüzden şiddetli yemek borusu iltihapları oluşabilir.
Bu gevşeme barsaklarda barsak içeriğinin düzgün kas hareketleriyle ileri itilmesi işleminin tam olarak yerine getirilmemesine etki eder. Sonuç bir çok hamilenin şikayetçi olduğu kabızlıktır. Çözüm beslenmeye dikkat etmektir. Sabahları ilk iş bir bardak su ve gün boyunca bolca su içmektir. Bol lifli gıdalar tüketmek, bol hareket fayda sağlayacaktır.
Karaciğer ve Metabolizmasında Değişiklikler
Hamilelerde karbonhidrat metabolizması çok etkilenir. Vücut bebeğe sürekli yeterli miktarda karbonhidrat sağlamak için İnsülin’in etkisini düşürerek annede şekerin hücrelere alınmasını engellemeyi dener. Ayrıca plasentada üretilen bir hormon da annenin kan şekerini arttırır. Şeker hastalığına eğilimi olan bayanlarda hamilelik süresinde diabet manifest olabilir ve dikkat çekebilir.
Dokuz ay boyunca vücuda protein alımında artış atılımında azalma yaşanır. Bu duruma pozitif azot bilansı denir.Bu sayede bebeği hücresel proteinleri oluşturulur. Kanda taşıyıcı olarak görev alan bir protein olan albuminin miktarı da özellikle son üç aylık dönemde azalır. Normalde proteinler sayesinde su damarlarda tutulur ve buna onkotik basınç denir. Proteinlerdeki azalmayla birlikte dokular daha fazla su tutar ve ödem oluşur.
Ciltteki Değişiklikler
Özellikle son üç ayda cildin rengi değişir. Özellikle esmer bayanlarda meme uçları, cinsel bölge ve göbek bölgesinde koyulaşma görülebilir.
Yüzün güneşe maruz kalan bölgelerinde lekeler oluşabilir. Şiddetli boyutlarda olanlara tıpta “chloasma uterinum” denilir. Bu lekeler genelde geçicidir ve doğumdan sonra geçerler.
Hamileliğin son dönemlerinde ve lohusalık döneminde saç dökülmesinde artış olabilir. Birkaç ay sonra bu durum normale döner.
Ciltte artan gerginlikten dolayı özellikle göğüslerde, karın ve kalça bölgelerinde çatlaklar oluşabilir. Çatlaklar ilk başta mavimsi morken doğum sonrasında beyazımsı renge dönüşürler. Böbrek üstü bezleri tarafından üretilen kortizon’daki artış, ciltteki elastik lifler üzerine etki eder ve değişime uğratır. Yani kortizon cildi inceltir. Çatlakların miktarı ve görünümleri kişiden kişiye değişir ve bağ dokusu yapısına bağlıdır. Bu konuda etkin bir tedavi yöntemi henüz yoktur.
Ama düzenli uygun ürünlerle düzenli kremlemenin ve masajın iyi geldiği söyleniyor. Denemeye değer.
Hormonlardaki Değişimler Hamilelikte annenin beyni, yumurtalıkları ve plasentası arasındaki hormonal sistemde büyük değişikler yaşanır. Diğer hormonlar da bundan etkilenir.
Hipofizde üretilen stimülasyon hormonlarında artış gözlenir, büyüme hormonlarının üretiminde artış olur. Tiroid hormonları aynı kalır. Ama tiroid bezi dokuz ay boyunca büyür. Daha fazla iyod depolar. Fonksiyonda artış olmaz. Metabolizmadaki hızlanmanın sebebi tiroid bezi hormonları değil, plasenta tarafından artan oksijen ihtiyacıdır.
Böbrek üstü bezleri hamilelik boyunca daha ağır ve daha büyüktürler. Özellikle kortizon üretimi artar. Fazla olan kortizon kan proteinlerine bağlanır ve etki etmez. Protein konsantrasyonu da östrojene bağlıdır.

Konu hakkında uzmandan bilgi talep edin!


Bu talebiniz doğrudan uzmana gönderilir.
Op. Dr. Ayşe DUMAN en kısa sürede irtibata geçecektir
Facebook Yorumları
İlginizi çekebilecek Sorular